100süz notlar <156> • 28 nisan 2015
sevinç feyzioğlu ‘marka reklamı, albümdeki eski aile fotoğrafına benzer. iyi çağrışımlar yapıyorsa elinizden bırakmak istemezsiniz’ diyor ve ekliyor; ‘ben de iyice yüzsüzleştim…’ kastettiği, üçüncü 100’süz not elbette… sırasını bekleyen 2 not daha var… 🙂 bundan çok hoşnut olduğumu ilettim kendisine… çeşitli nedenlerle belirtmiştim; 100süz notların imece yoluyla çoğalması büyük bir mutluluk veriyor bana… sevgili renan’ın deyimiyle ‘tribündekiler’e bir selam çakıp (durumdan bir vazife çıkarırsın artık) ‘marka reklamı’na dokunalım bakalım.
bazı reklamlarla yeniden karşılaştığımızda, eski bir dostu görmüş gibi olmanın 2 nedeni var kanımca. ilki, eski (güzel) günlere duyulan özlem… küçük prens’i en çok çevrilen kitap olmasının nedenlerinden biri de bu bana göre: ‘kaybedilen çocukluğa duyulan özlem…’ ikinci nedense, o reklamların ruha ve akla dokunan reklamlar olması… geniş kitlelere seslenen, insanlarla ‘temas eden’, zaten hedef kitlede var olan samimi bir duyguya ya da düşünceye sesleniyor olması… bizans’ta ‘insight’, bahtı kara ankara’da ‘içgörü’ diyorlar buna…
seslenilen duygu ya da düşüncenin evrensel ve kadim olması, eskimeyecek olması, reklamda kullanılan tekniğin iz bırakması gibi pek çok özellik sayabiliriz elbette… bu nedenle, eski, kültleşmiş reklamları böyük yazın yapıtlarına benzetirim… don quijote’tan ya da moby dick’ten sonra da çağ dönümü yapıtlarının yazılmış, çizilmiş, boyanmış, çekilmiş olmasını da bu noktalara bağlarım…
yazılacak başka not yazıları da var fıratcı’m… bana müsaade…