100süz notlar <155> • 27 nisan 2015
‘tasarımdan anlamayan yazar, fırça kullanmayı bilmeyen ressama benzer.’ reklam atölyesi öğrencilerinden meriç özyön öyle diyor. meriç’in hırslı ve cesur olduğunu daha önce yazmıştım. örnekse, bu paylaşılan ikinci notu (zeyneP’e ve diğer yarımcalara selam ederim)…
şimdi meriç’e kulak veriyoruz:
kimsenin ekmeği ile oynama niyetinde değilim. tamamıyla ‘her şeyi yazar yapsın’ diye bir endişem de yok. işin özü; yazar kişisi biraz orta saha oyuncusuna benzer. gol atacak kadar hücum bilmesi güzel bir şey de olsa, takım savunmasını bozmayacak kadar savunma da bilmelidir. hatta ve hatta yeri geldiğinde, kaleci kırmızı kart gördüğünde kaleye geçecek kadar da kalecilik bilmeli. bu onu ne bir defans, ne bir kaleci ne de bir forvet değil; tam anlamıyla bir takım oyuncusu yapar. hepimiz goller atıp tribünlerin sevgisini kazanmak istesek de yeri geldiğinde birinin takımı sırtlaması gerekebilir.
kısacası fikir üreten kişi görsel çözüm hakkında bi’ şeyler söyleyebilmeli, ekip arkadaşını yalnız bırakmamalı ve gerektiğinde ekibini sırtlayabilmelidir. yararcı bakacak arkadaşlara özetin özetiyse; görsel çözümler hakkında bilgisi olan kişi, altın fikre 3-5 adım daha yakındır.
olayın çift taraflı olduğunu kanıtlamak için söz ‘fikri olmayan tasarımcı, portre çizmeye mahkûm ressama benzer’ e de dönüşebilir. bir yazar fikrini görsel çözüme aktarmada bir rol oynuyorsa, o derecede bir işi tasarlayan kişinin de tasarlayacağı iş hakkında fikri olmalıdır. çünkü reklam, kabullenmek istemeyenlere inat, bir takım oyunudur.
fırat sana söylüyorum… bir fırat sözü paylaşılmadan 100süz notlar bitmez!..