200lü notlar <59> • 28 ağustos 2026
90’ların sonu, 2000’li yılların başı olmalı… türk telekom’un şirketleşme dönemi… o dönemde önemli bir ankara ajansı olan reta’da tt’nin iletişim çalışmalarına destek vermeye, devlet-i âli’nin asık suratını gülümsetmeye çalışıyoruz… o dönemde tt bir yönetim danışmanlığı şirketi olan andersen’den hizmet alıyor… bi’ gün üst düzey yöneticilerden birinin şu sözü ettiğini duydum: “andersen’den masallar dinlemeye gidiyoruz!”
bu notu tt deneyimiyle harcamayacağım fıratcı’m (belki başka metinlerde değiniriz bu konuya)… derdim “hikaye anlatıcılığını (storytelling)” markanın pofuduk başarılarını anlatan, müşteriyi koltuğuna gömüp mışıl mışıl uyutacak ucuz kurumsal ninniler sanan genç iletişimci arkadaşlarıma bir dokundurma yapmak… danimarkalı büyük masal ustası hans christian andersen diyor ki; “hikayeler, çocuklar uyusun, büyükler uyansın diye yazıldı.” çocuklara ninni söyler gibi yetişkin insanlara aynı bayat pazarlama masallarını satmaya çalışırken, asıl hikayenin insanı uyutmak değil; onu o konforlu uykusundan, ezberlerinden ve tüketici komasından sarsarak uyandırmak olduğunu unutan meslek erbabına gerçek bir iletişimcinin kaleminin, insanı hipnotize eden bir uyku ilacı değil, zihinlerdeki tüm o kalın perdeleri yırtıp atan keskin bir alarm saati olduğunu anıtsatmak derdim..
o yüzden sevgili fırat, uyuşturan, sığ ve ruhsuz masal yazarlığı hevesini bırakmak; insanın vicdanına dokunan, onu düşündüren ve gerçeğe uyandıran sarsıcı öyküler kurgulamak, yazılan her cümlenin zihinlerde yankı uyandıran gerçek birer devrim çanına dönüşmesini sağlamak da bir yol!
robert frost’un “orman iki yolla ayrılmıştı; ben daha az kullanılanı seçtim. farklılığı oluşturan da buydu.” sözünü 100süz notlar’da (151) paylaşmıştık…
#200lünotlar