001. Kuş
Fadime kumar oynuyormuş. Temel de arada sırada gidip soruyormuş: “Nasıl gidiyor kanaryam?” Fadime “Kaybediyorum.” Bir süre sonra yine: “Nasıl gidiyor güvercinim?” Fadime “Kaybediyorum.” Bu konuşma “Bülbülüm, serçem” diye devam edince Cemal sormuş, “Neden karına hep kuş isimleriyle hitap ediyorsun?” Temel “Bu kadar kişinin içinde kuş beyinli diyemem ya!..”
002. Beygir
Temel’in oğluna beygir lakabını takmışlar. Temel, “Git, arkadaşlarınla konuş, değiştirsinler.” Oğlan akşam gelmiş. “Lakabımı değiştirdim, tay oldum.” Temel “Ulan sen büyür, yine beygir olursun!..”
003. İddia
Temel ile İdris sinemaya gitmişler. Filmde bir at yarışı sahnesi varmış. Bizimkiler 5 milyon lirasına iddiaya girip at yarışı oynamaya karar vermişler. Sonunda İdris’in tuttuğu at birinci gelmiş ve iddiayı kazanmış. İdris dayanamamış ve gerçeği söylemeye karar vermiş. “Temel al paranı… Ben bu filmi daha önce seyretmiştim, hangi atın birinci geleceğini pileydum da…” Temel “Önemli teğuldur İdris… Pen de seyretmiştim de, bu sefer sürpriz oynadım daa!..”
004. Karne
Küçük Temel babasına elindeki karneyi gösteriyor:
– Böyle bir karneyi getirmeye utanmıyor musun?
– Ben getirmedim ki, bu karne seninki… Annem sandıkta bulmuş!..
005. Ner’den
Küçük Temel babasına sormuş “Baba ben ner’den geldim?” Temel uzun uzun ter dökerek arılardan ve kuşlardan başlayıp doğum olayını anlatmış. Sonra sormuş: “Bunu sormak nerden aklına geldi?” Temel “Cemal’e sordum, Of’tan geldiğini söyledi.”
006. Koltuk
Temel uçağa binmiş, bir koltuğa oturmuş. Koltuğun sahibi gelmiş, kendi yeri olduğunu söylemiş, dinletememiş. Kaptana başvurmuş. Kaptan gelip Temel’in kulağına bir şeyler fısıldamış. Temel hemen kalkıp kendi yerine geçmiş. Kaptanın ne söylediğini merak etmişler. Kaptan, “Bu oturduğun koltuk Trabzon’a gitmez!..”
007. Mantık
Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim”e sormuşlar, “Maçlarda nasıl bu kadar gol atıyorsunuz?” diye. Terim de cevap vermiş “Ben futbolcuları hem fiziksel hem de zihinsel olarak çalıştırırım. Gel bakayım Hakan şaban oğlum. Söyle bakalım babanın çocuğu ama senin kardeşin olmayan kimdir?” Hakan: “Bu çok kolay bir soru, tabii ki benim…” demiş. Terim “Aferin oğlum!..” Bunu duyan Şenol Güneş gitmiş kendi takımı Trabzon’a da aynı tekniği uygulamaya karar vermiş. “Oğlum Hami gel bakayım. Söyle bakayım babanın oğlu ama senin kardeşin olmayan kimdir?” Hami: “Ben biraz koşayım koşarken düşüneyim hocam…” demiş. Sahanın öteki yanındaki Abdullah’a gitmiş, soruyu tekrarlamış. Abdullah: “Çok basit, tabii ki ben…” demiş. Hami: “Hocam cevabı buldum… Cevap Abdullah…” deyince, Şenol Güneş: “Olur mu lan!.. Cevap Hakan Şükür’dü!..”
008. Hakim
Temel Amerika’da hakimdir. Bir gün mafyanın bir davası olur. Mafya elemanları Temel’i tehdit etmektedirler. Temel’e “Bak bizim adamımızın cezası idam, ama sen ne yap ne et, bunu on yıla indir!..” demişler. “Ya yaparsın ya da seni vururuz!..” demişler. Dava günü gelmiş. Temel jüri üyeleriyle beraber karar vermek üzere içeri girer. Aradan 1 saat geçer, tık yok. 2, 3, 4, 5 saat geçer gene tık yok. 6. saatte nihayet odanın kapıları açılır. Temel ve jüri üyelerı çıkarlar. Mafya elemanları Temel’e sorarlar “Niye o kadar uzun kaldınız içeride? On yıla indirdin mi cezasını?” Temel sakin bir üslupla “Evet, biraz zor oldu ama on yıla indirdim. İçeridekiler beraat diye tutturdu!..”
009. Bungee jumping
Temel’le Dursun Almanya’da gezerken insanların bungee jumping yaptıklarını görmüşler. Bunun üzerine denemeye karar vermişler. İlk önce Dursun atlamış; ayağında ip bir yukarı bir aşağıya inip çıkıyormuş. Sonra Temel atlayacakken “Bırakın beni, ben ipsiz atlayacağım!..” demiş. Bunu görenler “Olur mu!..” falan derken Temel “Ula ben beynimu çalkalayacak kadar aptal miyum?..” diyerek aşağı atlamış. Bunu gören Dursun da, “Ula biz çalkaladuk ta ne oldu?..”
010. Yarışma
”¢ Temel ile Dursun balkondan sarkma yarışması yapıyorlarmış. Yarışmayı rahmetli Temel kazanmıs.
”¢ Temel ile Dursun yüksekten atlama yarışı yapmışlar. Yarışı rahmetli Temel kazanmış.
011. Hafıza
Küçük Temel okula yeni başlamış. Öğretmen Osmanlı Devleti’nin yüzyıllarca önce kurulduğunu söyleyince, Temel hayran hayran öğretmenine bakmış. “Bu ne müthiş bir hafıza… Yüzyıllarca önce olmuş bir şeyi unutmamış benim öğretmenim!..”
012. İntihar
Temel, adamın birinin kendisini iskeleden denize attığını gördü. Hemen ardından atladı, adamı boğuşa boğuşa karaya çıkardı. Adam “Yaşamak istemiyorum.. Beni niye kurtardın?” diye bağırdı çağırdı. Temel’in elinden kurtuldu ve gene denize atladı. Temel de peşinden. Gene boğuştular. Güçlü kuvvetli Temel adamı bir kez daha karaya çıkarmayı başardı. Adam sahilde yürüdü, orada bir ağaç buldu. Dalına kendini astı. İki saat sonra karakolda komiser Temel’in ifadesini alıyordu:
– O buz gibi havada iki kez denize dalıp adamı sen kurtardın değil mi?..
– Evet komiserim.
– Peki adam kendini astığında niye gidip ipi kesmedin de, oturup rüzgarda sallanmasını seyrettin?
– Ben zavallı adamın, kendini kuruttuğunu düşünmüştüm, komiserim!..
013. Merdiven
Temel’le Cemal körkütük sarhoş, eve kısa yoldan, demiryolundan gidiyorlar.
– Bu hayatımda yürüdüğüm en uzun merdiven…
– Trabzanları da çok alçak!..
014. Hız
Polis çok hızlı gittiği için zor durdurduğu Temel’e sordu:
– Azami hızın elli kilometre olduğunu görmedin mi?
– Sen saatte yüzseksenle giderken azami hızın elli olduğunu okuyabilir misin?
015. Deprem
Temel evde tuvaletteyken deprem olmuş, ev çökmüş. Enkazın altından sağ çıkan Temel bağırıyormuş, “Vallahi, sifonu o kadar hızlı çekmedim!..”
016. Aptallık
Düğünden sonra kayınpederi Temel’e:
– Biliyorum şimdiye kadar bir sürü aptallıklar yaptın, umarım artık akıllanmışsındır.
– Söz veriyorum babacığım, bu son aptallığımdır.
017. Hamsi
Balıkçı Temel’e, bir müşteri hamsinin fiyatını sormuş.
– Beşyüz bin..
– Karşıdaki balıkçıda dörtyüz bin.
– Sen de git ordan al.
– Orada kalmamış.
– Bende de kalmasa, ben iki yüze satarım!..
018. İş
Temel Cemal’e
– İşim kötü gidiyor, her hafta yüz milyon kaybediyorum.
– İşini niye bırakmıyorsun?
– Bırakırsam nasıl geçinirim?..
019. Alerji
Temel Cemal’e
– Fadime’nin kürke alerjisi var.
– Ner’den biliyorsun?
– Ne zaman kürk giymiş bir kadın görse hastalanıyor!..
020. İyi doktor
“Temel çok iyi bir doktordur!..” demiş Cemal.. “Nereden biliyorsun?” demişler. “Geçen yıl çok pahalı bir ameliyat olmam gerekiyordu. Param yoktu, röntgende rötuş yaptı!..”
021. Hırsız
Olayın kahramanı karadenizli bir vatandaşımız… Yıllar önce İstanbul’a yerleşen bu vatandaşımızın evine gece evde bulunmadığı bir sırada hırsız girer. Ertesi gün polis gelir; hırsızın eve nasıl girdiğini araştırmaya başlar. Zemin kattaki eve, kapının üst tarafındaki camda bir el büyüklüğünde delik açılarak, buradan da iç taraftaki kapı koluna uzanarak girildiği anlaşılır… Polisler zabıt tutmuş, evi terkedecekler… O an.. Yaklaşık yarım saattir camdaki deliğe bakıp derin düşünceler içinde kafasını kaşıyan ev sahibi dikkatlerini çeker. Polislerden biri dayanamayıp sorar:
– Hemşerim, deliğe niçin böyle uzun uzun bakıp düşünürsün?.. Anlayamadığın bir şey mi var?
– Haçan… Her şeyi anladım anlamasına da… Koca adam nasıl oldu da bu küçücük delikten içeriye girdi, onu anlamaya çalışayrum!..
022. Yaş
Bir hayli yaşlı olan Fadime ve Temel’e basın mensupları sormuş:
– Kaç yaşındasınız?
– Seksen yedi… Yüz yaşıma kadar yaşayacağım…
– Ben de seksen yedi… Ben yüzbir yaşıma kadar yaşayacağım.
– Neden bir yıl fazla yaşamak istiyorsunuz?
– Hiç değilse bir yıl kafamı dinlerim.
023. Neden sırıtıyor
Savcı, morgtaki üç cesedi incelemek üzere gelmişti. Birinci ceset sırıtıyordu. Savcı nedenini sordu. “Milli piyangoda büyük ikramiyeyi kazandı, sevincine dayanamadı, kalp krizi geçirdi ve öldü!” dediler. İkinci ceset de sırıtıyordu. “Bu neden sırıtıyor?” diye sordu savcı. “Bunun da oğlu doğmuştu. Sevinçten kalbine yenik düştü!” diye açıkladılar. Üçüncüsü Temel’in kömür halindeki cesediydi. O da sırıtıyordu. “Bu neden öldü?” diye sordu savcı. “Efendim, buna yıldırım çarptı!” dediler. “Peki neden sırıtıyordu?” diye sordu savcı. “Fotoğrafını çekiyorlar sanmış.” (Tülin Kırık)
024. Boşanma nedeni
Hakim Temel’e sordu:
– Boşanmak için müracat etmişsin mahkememize, peki geçerli bir nedeni var mı?
– Elbette var hakim bey, evliyim dedim ya!..
025. Şişe
Temel çölün ortasında susuz kalmış. Birden cin gelmiş üç dilekte bulunmasını istemiş.
– Su… Bir şişe buz gibi su!..
– Bu şişe hiç bitmez. Bittikçe kendiliğinden dolar, öbür dileklerin neydi?
– Bu şişeden iki tane daha!..
026. Gece
Çapkın Temel yeni tanışmış olduğu bir güzel kadının evinde kalıyordu. Arkadaşları, “Madem gecelerini onunla geçiriyorsun, bari evlen” dediler. “Ben de düşünüyorum da…” dedi Temel, “… bir mesele var, sonra gecelerimi kimle geçireceğim?”
027. Şart
Temel Amerika’ya gitmek için müracaat etmiş, sormuşlar:
– Hiç hapis yattın mı?
– Şart mıdır?
028. Pazar yeri
Kamyon şoförü Temel giderken kamyonun freninin tutmadığını farkediyor. Temel kamyonu yoldan çıkararak durdurmayı düşünüyor ve bu sebeple yolun solunu kontrol ediyor. Yolun sol tarafında bir pazar yeri kurulu ve en azından 150-200 kişilik bir insan topluluğu var. Temel arabayı sol tarafa yoldan çıkaramayacağını düşünüyor. Yolun sağını kontrol ediyor ve sağ tarafta bir çocuğun oynadığını görüyor. Temel; “Çocuğa yazık olacak ama 150-200 kişinin içine girmektense bir can ile bu kazayı atlatırız” diye düşünüyor ve dümeni sağa kırıyor. Akşam TV haberlerinde bir haber; spiker bir kamyonun 150-200 kişilik bir pazar yerine girdiğini ve çok sayıda yaralı ve ölünün olduğunu anlatıyor. Temel de olay yerinde. Temel’e “Bu iş nasıl oldu? diye soruyorlar… Temel anlatmaya başlıyor; “Her şey o çocuğun pazar yerine doğru kaçmasıyla başladı!..”
029. Sınav
Temel kolej sınavına hazırlanan oğluna yardım ederken sormuş:
– Bu kaç terecede kaynayi?
– Toksan terece…
– Pilemedun… Toksan terecede dik açı kaynayi!..
030. Bebek
İlkokulda üç çocuk bebeklerin nasıl dünyaya geldiğini konuşuyormuş.
– Bizum ailede hep leylekler getirir.
– Bizde gül bahçesinde bulunur.
– Piz façiriz, pizde bebekleri annem kendisi yapayi!..
031. Okuma
Temel mektup yazıyor. Cemal sorar:
– Kime yazayisun?
– Fadime`ye…
– Niye yavaş yazayisun?
– Fadime’nun okumasi kıttır, daa!..
032. Pas
Temel gizli ajan olmuş. Saksılara konulan mikrofonların paslandığını fark edince hemen bir not bırakmış: “Çiçekleri sulamayun, mikrofonlar paslanayi!..”
033. Zengin
Temel ile Dursun kızılderili kafaderisinde çok para olduğunu duyunca Amerika’da kızılderili avına çıkmış. Çölde giderlerken karşılarına iki tane kızılderili çıkmış. Pusu kurup ikisinin de kafa derisini yüzmüşler. Daha sonra devam etmişler. Gece olunca bir yere kamp kurmuşlar. Ertesi sabah Dursun birden gürültü ile uyanmış. Gözlerini bir açmış, etrafta kızılderiler, çadırı sarmış. Dursun Temel’i dürtmüş: “Temel kalk kalk zengin olduk!..”
034. Ada
İngiliz, Alman, Fransız ve laz bi adaya düşüyorlar. Bunları bir kabile yakalıyor ve bağlıyolar direklere. Kabile şefi gelip bunlara; “Benden getiremiyeceğim bir şey isteyen kurtulur. Eğer getirirsem derinizden kano yaparım!” diyor ve sudaki kanoları gösteriyor. İngiliz: “Bana Manchester United takımının kalecisinin imzaladığı bir futbol topu getirin.” Şef çadırdan çıkarıyor topu; İngiliz’in istediği top. İngiliz “Ama… Nasıl olur?” derken derisini yüzüyorlar, doğru suya… Fransız: “Bana 1820 Napolyon şarabı getirin!” diyor kıs kıs gülerek. Şef giriyor çadıra bir şişe şarapla çıkıyor; Fransız’ın istediği şarap. Fransız da aynen yüzülüp suya. Alman: “Bana el yapımı bir Limuzin getirin!” diyor. Beş on dakika sonra ormandan bir Limuzin gelip park ediyor. Alman da aynı akibete uğruyor. Laza geliyor sıra.. Laz diyor “Bir çatalınız var mı?” Şef: “Salak mı lan bu herif? İstiyecek bir şey bulamamış mı?” diye düşünürken bir yandan da bir çatal alıp veriyor laza. Laz çatalı vücuduna batırmaya başlıyor… Bir yandan da; “Alın lan size kano… Alın size kano ha’di pagayum!..”
035. Dalgınlık
Lazın biri elini beline koymuş dalgın dalgın yürüyormuş. Birinin dikkatini çekmiş. Lazı seyrediyormuş. Laz belediye otobüsüne binmiş eli hala belinde, inmiş yarım saat yürümüş eli hala belinde. Onu izleyen dayanamamış koşup, önüne geçmiş:
– Kardeşim sen deli misin?
– Yooo!..
– Hasta mısın?
– Yooo!..
– Seni iki saattir izliyorum elin belinde yürüyorsun!..
– Vay anasını!.. Karpuz düşmüş!..
036. Yapım
Temel boğazda tekneyle turist gezdiriyor. Bir gün bir Amerikalı’yı alıyor başlıyorlar gezmeye… Turist falanca sarayı görüyor, “Bu ne kadar zamanda yapılmış?” diye soruyor. Temel: “5 yılda!” diye cevap veriyor. Amerikalı: “Yazık bizde olsa 1 yılda yapılırdı!” Biraz sonra filan camiyi görüyor; “Bu ne kadar zamanda yapılmış?” Temel: “2 yılda!” diye cevap veriyor. Turist: “Yazık be!.. Bizde olsa 3 ayda biterdi!” Temel uyuz oluyor duruma. Biraz sonra tarihi bir yapı daha görüyorlar. Gene soruyor turist. Temel; “2 ay!” diyor. Adam gene: “Yazık be!.. Bizde olsa 1 haftada biterdi!” Temel iyice kıllanıyor. Tam o sırada Boğaz Köprüsü’nün altına geliyorlar. Adam yukarıyı göstererek; “Bu köprü ne kadar zamanda yapıldı?” diye soruyor. Temel şaşkın bakışlarla kafayı kaldırıp; “Hangisi? Bu mu? Bu dün bur’da yoktu yaa!..”
037. Şans
Öğretmeni Temel’e kafayı takmış; illa sınıfta bırakacak. Ancak bu durumu öğrenen millet dedikodu yapmış. Öğretmen de halkın önünde Temel’i sınav yapmaya karar vermiş. Stadta millet toplanmış. Öğretmen megafonla Temel’e sormuş:
– Yedi kere yedi kaçtur?
– Kırktokuz!..
Birkaç saniye sonra stadtakiler ayağa kalkıp hep bir ağızdan:
– Pi şans taha ver, pi şans taha ver!..
038. Sinek
İlk defa helikopter gören bir laz yanındaki arkadaşına soruyor;
– Bu ne lan?
– Olsa olsa, bin yaşında bir sinektir!..
039. Söylev
Temel seçimlerde aday olmuş, büyük kalabalığa karşı konuşma yapacak, hazırlanmış, kürsüye çıkmış. Cebindeki kağıdı aramış bulamamış. Bunun üzerine seçmenlere şöyle seslenmiş: “Sevgili hemşehrularım, puraya celirken neler söyleyeceğimu pir allah pir de pen pileydum, şimdi ise sadece allah piliy!..”
040. Boy
Temel ile İdris bir bayrak direği boyama işini almışlar. Bu iş için ne kadar boya alacaklarını hesaplamak için direği ölçmeye çalışmışlar. Çapını ölçmek kolay olmuş ama yüksekliği? Onu ölçmek için Temel İdris’in omuzlarına çıkmış ama direğin tam tepesine ulaşamamış. İdris; “Ben senden uzun boyluyum. Bir de ben deneyeyim!” deyip Temel’in omuzlarına çıkmış ama gene aynı sonuç… Oturup ne yapacaklarını düşünürken yanlarına iri-yarı bir adam yaklaşıp ne yaptıklarını sormuş. Temel’le İdris sorunu anlattıktan sonra, adam direği yerden güç bela söküp yere yatırmış. Boyunu ölçüp tekrar yerine diktikten sonra yoluna devam etmiş. Gittikten sonra İdris’le Temel bakışıp gülüşmüşler: “Aptal herife bak! Biz ona yüksekliğini sorduk o bize uzunluğunu verdi!..”
041. Aldatmaca
İri yarı bir adam kahveye girmiş: “Hasan çimdur?” Temel: “Penum!” deyince adam onu bir güzel pataklamış, sonra da çekmiş gitmiş. Kahvedekiler Temel’e ne yaptığını sorduklarında Temel sakin, “Kandirdum oni!..” demiş.
042. Aşı
Cenevre Tarım Konferansı’nda katılımcıların her biri yaptıkları çalışmaları ve sonuçta gerçekleştirdiklerini verim artışını anlatıyorlarmış. Sıra Temel’e gelince;
– Kuru fasulyeye gül aşıladuk!
– Peki, bunu niye yaptınız?
– Yellenince gül kokayi!..
043. İçki
Temel çok içiyormuş. “Bu kadar çok içme de seni ustabaşı yapalım!” demişler. Temel; “Valla pen içince mühendiz olayrum!..” demiş.
044. Yol tarifi
Bir tır şoförü kaza yapıp Temel’in evinden içeri girmiş.
– Yolumu şaşırdım da… Rize’ye nasıl cideceğum?
– Koridoru geçeysun, salondan sağa sapaysun, tümdüz cideysun!..
045. Neden
Trabzon’u gezmekte olan turist, “Allah allah… Burada herkesin bıyığı var!” deyince Temel, burnuna dikkat çekerek, “Piz önemli ve değerli şeylerun altıni çizeruz!..” der.
046. Yön
Temel Eskişehir’den Ankara’ya gitmek ister, ancak yanlış trene biner. Karşısındakine nereye gittiğini sorar. İstanbul’a gittiğini öğrenince; “Teknoloji ne kadar celişti, pen purada oturayrum Ankara’ya, sen carşumda oturaysun İstanbul’a cideysun!..” der.
047. Abdest
Hoca vaaz veriyor:
– Abdest ibadetin en sağlam temelidir.
– Nasul sağlam temeldur o? Bir osuruğa çökeyi!..
048. Temel’in BMW’si
Temel BMW almış ve 10 saatte İstanbul’dan Trabzon’a varmış. Dönüşte, “BMW ile geri geleceğim karşılayın!” diye İstanbul’a telgraf çekmiş. Temel 40 saat sonra ulaşmış İstanbul’a. Merakla sebebi sorulunca: “Bu BMW’lerin ileri peş vitesi, ceride ise sadece pi vitesi var!..”
049. Öksürük
Temel dahiliyeciye gitmiş. Doktor ona neyinin olduğunu sormuş.
– Öksürayrum!
– Ne zamanlar öksürüyorsun?
– Tuvalette oturayurken kapıyu tiklattıkları zaman!..
050. Seçim
Karadeniz kıyısındaki otele tam pansiyon kalmaya gelen İstanbullu turist iki gün sonra feryadı basmış:
– Seyahat acentası bizi buraya yollarken “yemekte serbest seçim” diye yolladı. Oysa iki gündür yemeklerde hamsiden başka birşey yok. Nerede serbest seçim?
Otelci durumu açıklamış:
– İster yersiniz ister yemezsiniz. İşte size serbest seçim…
051. Utandım
Hakim Temel’e çıkıştı:
– Yaptığın işin utanç verici olduğunu bilmiyor musun? Bu işi yaparken hiç utanmadın mı?
– Utanmaz olur miyum hakim amca. Bu işi yaparken çok utandığım için maske takmişumdur!..
052. Makinist
Temel makinist olmak için okula gitmiş. Mezun olacak son sözlü sınav çağırıp sormuşlar. -Temel iki tren birbirine doğru biri saat 30 bir 40 km hızla geliyor. Aralarında 2 km mesafe var. Bir de ortada iki makas var… Ne yaparsın?
– Fadime’yi çağırırım!
– Niye?
– O da seyretsin!..
053. Kurt
Temel mendirekte balık tutuyormuş. Dursun bir süre izledikten sonra dayanamayıp sormuş;
– Senin oltanda kurt yerine kiraz var.
– Aptal, kurt kirazın içinde. Ben kurda el süremem!..
054. Sakat
At yerde yatıyor, Temel başında tüfeği doğrultmuş duruyor. Tetiği çekmek üzere.. Oradan geçen Dursun koşarak gelir;
– Hayrola… Niye vuruyorsun atını? Ayağı mı kırıldı?..
– Ayağı falan kırık değil. Ben yatırdım onu, vurmak için!
– Yahu bu kadar güzel ata kıyılır mı?.. Sakat da değil üstelik!
– Sakat… Kafadan sakat!..
– Nasıl yani?
– Geçen gün atımla ormanda gezmeye çıkmıştım. Bir ara yürümek için indim. Dolaşırken ayağım ıslak çimlerde kaydı. Boylu boyunca düştüm. Bileğim fena halde burkulmuş. Anında şişti. Atım düştüğümü görünce hızla bana doğru koşmaya başladı…
– Ve gelip seni ezdi. Üzerine bastı fena halde..
– Yok canım!.. Sabret dinle… Atım beni kemerimden yakaladı. Havaya kaldırdı. Dört nala eve kadar ağzında taşıdı. Beni bıraktı, aynı hızla doktora haber vermeye gitti…
– Ve sen bu harika atı vuruyorsun öyle mi, gerzek?
– Patlama dedim ya!.. Gerzek olan ben değilim o… Bu salak hayvan, doktor diye baytar çağırmamış mı?
055. Dilek
Temel, bir Fransız ve bir Amerikalı ile ıssız bir adadaymış. Bir gün iyi huylu bir deniz perisi gelip demiş ki: “Uzun zamandır izliyorum sizi. Geminiz battıktan sonra çok acı çektiniz. Dileyin benden, ne dilerseniz.” Fransız; “N’olur beni Fransa’ya gönder!” demiş. Hoop gitmiş Paris’e. Amerikalı; “Beni de Amerika’ya lütfen!” demiş ve o da hoop California’ya. Sıra Temel’e gelmiş. Düşünmüş, düşünmüş; “O Fransız ile Amerikalı uşakları çok özledim. Getur onları geriye!..”
056. Faks
Temel, Almanya’daki Dursun’u arayıp 100 mark alacağını acilen ister. Dursun “En hızlı şekilde nasıl göndereyim?” diye sorar. “Faksla…” der Temel. Dursun parayı fakslar. Temel öfkeden çıldırır: “Bak Fadime göruyor musun Dursun’u… Parayı harcamayayım diye sadece bir tarafını fakslamış!..”
057. Orman
İstanbul’da yaşayan bizim Temel av sporuna merak salar. Av için gerekli malzemeleri alır. Birkaç gün avlanır. Bir gün kahvede otururken Temel başlar maceralarını anlatmaya. Der ki, “Bir gün tüfeğimi aldım Belgrad Ormanı’na gittim. Yarım saat gezdikten sonra bir baktım beyaz bir ayı bana doğru geliyor. Tüfeğimi doğrultmamla ateş etmem bir oldu. Tek kurşunla ayıyı yere serdim!” der. O sırada arkadaşlarından birisi “Ha’di ulan oradan! Belgrad Ormanı’nda ayının ne işi var?” der. Temel bu lafın altında kalır mı. Hemen “Ulan ayı bu ne bilsin oranın Belgrad Ormanı olduğunu?” der.
058. Sabıka
Hakim Temel’e sorar:
– Sabıkan var mı?
– Hayır efendum. Allah’tan başka kimsem yoktur.
059. Arayol
Lokantada karşılıklı oturmuş, Oflu kabak, Arnavut pırasa yiyordu. Arnavut pırasayı methederken, cennet yemeği deyince, Oflu “Asıl cennet yemeği kabaktır!” dedi. Kabaktır, pırasadır diye atışırlarken çektiler tabancayı, ahçıyada çağırıp ona sordular: “Doğru söyle bakalım, cennetten önce kabak mı çıktı, pırasa mı?” Zavallı ahçı bakmış ki durum fena, işi şöyle tatlıya bağlamış: “Adem babamız cennetten çıkarken kabağı eline almış, pırasayı da kılıç gibi beline kuşanmış da öyle çıkmış!..”
060. Işık
Gece yarısı kendini fena hisseden Temel Fadime’yi dürtmüş;
– Işığı yak, galiba ölüyorum!
– Kes sesini! Olacaksa karanlıkta da olur!..
061. Borç
Pansiyonda geceleyen Cemal sabah ayrılırken sorar:
– Borcumu ödeyebilir miyim?
Pansiyoncu Temel:
– İnşallah!..
062. Tarla
Temel’in tarlasını su başmış. Meraklılar toplanmış. Aralarından biri sormuş;
– Suyun üzerinde hareket eden bir kasket var, ne olabilir?
– Biz Karadenizliler her koşulda tarlamızı süreriz.
063. Limon kalmadı
Karadenizlinin birisi bara girmiş;
– Barmen bey… Bana bir limonsuz tekila…
– Beyefendi limonumuz kalmadı, kusura bakmayın. Portakalsız versek olur mu?
064. Hükümsüz
Temelin eşi evden kaçar. Temel çok kızar ve gider kendine yeni bir eş bulur. Daha sonra gazeteye ilan verir; “Yeni eş aldığımdan eskisi hükümsüzdür!..”
065. Neden
Temel her balığa gittiğinde ıslak dönüyormuş babasının dikkatini çekmiş ve sormuş;
– Ula Temel sen paluktan hep ıslak döneyursun. Nedendur daa?
– Pabacuğum ben paluğa çıkınca sigara içeyürüm.
– Eee, oğlum bunun ıslaklıkla ne ilçusu var?
– Pabacuğum sigara bitunce denize atayirum sönsün diye de üstüne basayürüm. Onun için ıslanayürüm.
066. Atalar
Temel bilim adamı iken bir arkeoloji araştırmaları konferansına davet edilir. Amerikalılar anlatmaya başlar; “Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 25 metre aşağı indik ve telefon kabloları bulduk. Öyleyse bizim atalarımız asırlar önce telefon kullanmışlardır.” Sıra Türkiye’ye gelir ve Temel başlar anlatmaya: “Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 50 metre aşağı indik ama bir şey bulamadık. Öyleyse atalarımız telsiz telefon kullanmışlardır!..”
067. Teknoloji harikası
Bizim Karadenizli, İngiltere gezisi dönüşünde Heatrow Havaalanı’na gelmiş. Kolunda saat yok… Elinde iki ağır bavulla ve kolunda hayli fiyakalı bir saatle terminalin kapısından girmekte olan İngiliz delikanlıyı gözüne kestirmiş. İngilizce sormuş:
– Hemşerim saat kaç?
– Hangi ülkedeki saati soruyorsun?
– Hangi ülkelerdeki saati gösteriyor seninki?
– Bütün dünya ülkelerini…
– Ciddi mi?
– Tabii.. Aynı zamanda hesap makinası ve telefon olarak da kullanabilirsin. Faks çekebilirsin. Bütün ülkelerdeki televizyon programlarını izleyebilirsin… Bu saat bir teknoloji harikasıdır.
– Müthiş… Peki yahu hemşerim şu saati bana satar mısın?
– Neden olmasın, 900 dolar verirsen satarım…
Karadenizli derhal cüzdanını çıkarmış. 900 doları saymış. İngiliz delikanlı da kolundaki saati çıkarmış, Karadenizli’ye vermiş. Bizimki sevinçle uzaklaşacakken delikanlı seslenmiş:
– Bavulları almayacak mısın? Bunlar da senin…
– Aaa… Onların içinde ne var?..
– Saatin bataryası…
068. Hesaplaşma
Temel tutmuş yahudiye tokat atmış. Yahudi;
– Neden vurdun bana?
– Siz İsa peygamberi çarmıha çermişsiniz.
– İkibin yıl önce olmuş bir şey bu.
– Valla pen yeni tuydum.
069. Müdür
Temel sinemanın birinde müdür olmuş. Bir seyirci gelmiş,
– Sigara içebilir miyum?
– Hayır!
– Ama herkes içiyor.
– Onlar sormatilerci.
070. Piyango bileti
Cemal iki tane piyango bileti almış. Temel karşı çıkmış, “Manyak Cemal, niye içi tane altun? Puyük ikramiye pi tane!..”
071. Öğretmenin yaşı
Öğretmen derste öğrencilere sormuş:
– Kuzeyim Karadeniz, güneyim Akdeniz, batım Ege… Bilin bakalım ben kaç yaşındayım? Sınıfta herkes suskun. Arkadan bir öğrenci parmak kaldırmış:
– 44 öğretmenim…
– Nereden bildin?
– Hocam benim “yarı manyak” bir ağabeyim var. Tam 22 yaşında. İkiyle çarptım sizin yaşınızı buldum.
072. Nabız
Dursun tıp fakültesini bitirmiş… Bir hastanede işe başlamış. Ilk sabah vizitesinde hocası: “Şu hastanın nabzını bir say bakalım” demiş… Dursun, bir türlü bırakmıyor… “Ne oldu Dursun?” Dursun gözlerini kırpıştırmış: “Ya bu hasta iyi… Ya da benim saatim durmuş.”
073. Kazanın sebebi
Rize-Trabzon karayolunda trafik kazası olmuş… Olay yerine gelen trafik polisi bakmış ortada garip bir durum var: İki araçta da en ufak bir sıyrık- çizik olmamasına rağmen, araç sürücülerinin kafaları kan revan içinde… Polis, “Hayrola hemşerim, nasıl oldu kaza?” diye sorunca yüzü gözü sargılar içindeki Temel, güçlükle anlatmaya başlamış: “Hava çok sıcak idü. Ben otomobilun içinde sıcaktan bunalmış idüm. Arabadan kafamı dışarı çıkarmış, cüzel cüzel cidiyor idüm…” Lafın burasında derin bir nefes almış Temel; kafası sargılı öteki sürücüyü işaret ederek devam etmiş: “… anladuğum kadarıyle, ha bu da bunalmış. Kafa kafaya çarpışmışuz!..”
074. Yaz saati
Temel’e, saatlerin bir saat ileri alınması konusunda ne düşündüğünü sormuşlar: “İyi oldu… demiş, “… çünkü artık çiçekler de gün ışığından bir saat daha fazla yararlanabilecekler!..”
075. Mahkeme
Temel banka soymak suçundan yargılanıyormuş. Son celsede yargıç kararı okumuş; Temel’in suçsuz olduğunun anlaşıldığını, tahliyesine karar verildiğini açıklamış.. Temel sevinçle ayağa fırlamış: “Uyy çözünü sevdiğumun haçim beyi, yani şimdu bu paralar benim oldu değil mu?..”
076. Mühlet
Yargıç Temele sormuş:
– Davacıya borcunu bir türlü ödemiyorsun. Neden?
– Vereceğum vermesine de, ‘bana üç ay mühlet ver’ diyorum, vermiyor. Üç yıldır beni oyalıyor.
077. Maç
İki karadeniz takımı, Rizespor’la Sinopspor maç yapıyorlarmış. O esnada stadın yanından bir tren geçiyormuş. Sinoplular trenin düdüğünü hakemin bitiş düdüğü zannetmişler ve sahayı terketmişler. Kalan 85 dakikada Rizespor gol atamayınca maç 0-0 berabere bitmiş.
078. Bar
Temel Londra’da otelin birinin odasında kara kara düşünüyor. “Ben aşağıdan içki isterken laz olduğum anlaşılır mı acaba?” Geçiyor aynanın karşısına ve prova yapıyor: “Bana bir visku… Yok böyle anlarlar… Bana bir raku… Böyle de anlarlar… Bana bir bira… Tamam!” diyor, “… böyle iyi anlamazlar!” Aşağıya iniyor, tezgaha dirseklerini dayıyor ve sesleniyor; “Barmen bana bir bira…” Barmen Temel’i biraz süzdükten sonra soruyor: “Birader sen laz mısın?” Temel: “Uuuy nasıl anladın?” “Burası resepsiyon… Bar karşıda!..”
079. Fıkra
Temel kahvenin bir köşesinde kendi kendine söyleniyor. Arada bir gülüyor. Arada bir de hatırladığı bir şeyi boşvermek istermiş gibi elini yukarıya doğru kaldırıp indiriyormuş. Arkadaşları merak etmişler:
– Yahu Temel sen sabahtan beri konuşarak gülüyorsun. Niye?
– Kendi kendime fıkra anlatıyorum.
– Peki, niçin ara sıra elini yukarı kaldırıp indiriyorsun?
– Yahu bildiğim fıkra aklıma gelirse onu geçiyorum!..
080. Papağan
Temel şehre inmiş. Bakmış pencere kenarında bir papağan. İçinden: “Allah allah… Kuşa bak yav.” Tabii bu arada papağan da Temel’in kendisine baktığını görüp: “Ne bakıyorsun hemşerim?” Temel biraz şaşkınlık biraz da saflıkla: “Afedersun hemşerum. Ben seni kuş sandıydum!..”
081. Orman
Temel’le Dursun ormanda yürüyorlar. Bir ara Temel Dursun’a sesleniyor:
– Dursun ormanın güzelliğine bak.
– Ağaçlardan göremiyorum ki.
082. Deney
Karadenizli bir bilim adamı pirelerle deney yapıyor. Pireye “Sıçra” diyor, pire sıçrıyor. “Zıpla” diyor, pire zıplıyor. Pirenin kanatlarını koparıyor ve “Zıpla” diyor. Pire zıplıyor. “Rapor 1: Pire kanatları koparılmış olarak zıpladı.” Bu kez ayaklarını koparıyor ve “Zıpla” diyor, hareket yok. Bir daha “Zıpla” diyor yine hareket yok. Ve adam yazıyor; “Rapor 2: Pirelerin ayakları kopunca kulakları duymuyor!..”
083. Uçak
Karadenizde iki işçi tarlada çalışırlerken üzerlerinden bir uçak geçiyor. Biri yukarıya bakarak:
– Bak Temel uçak geçiyor.
– Ula Dursun, elleme geçsin.
084. Oruç
Temel Dursun’a soruyor: “Ula Dursun sen oruçlu oruçlu kaç hamsi yersun?” Dursun: “Vallaa 100 tane yerim.” Temel: “Olur mu ulan! İlk hamsiyi yediğinde oruç bozulur diğer 99 sayılmaz.” Neyse Dursun bunu kafaya takıyor. O da yolda gördüğu İdris’e soruyor: “Ula İdris sen oruçlu olarak kaç hamsi yersun?” İdris: “Valla 50 tane falan.” Temel: “Ula 100 tane deseydun sana birşey anlatacaktum.”
085. İdam
Naziler İngiliz, Fransız ve lazı esir almışlar ve ölüm cezasına çarptırmışlar. Askerler sormuş: “Giyotinle mi ölmek istersiniz? Asılarak mı? Kurşuna dizilerek mi?” İlk yanıt Fransız’dan gelmiş: “Benim atalarım hep giyotinle öldüler. Ben de giyotinle ölmek isterim!” Onu almışlar kafasını yerleştirmişler giyotine. Bırakmışlar bıçağı, tam kafasına 2 santim kalınca giyotin durmuş. Giyotinin bozulmasına Almanlar sinirlenmiş; çünkü bu durumda Fransız kurtulmuş. İngiliz: “Asılarak ölmek çok kötü. Beni de giyotinle öldürün.” Almanlar giyotini tamir etmişler. Ancak, giyotin yine tutukluk yapmış. Sonuçta İngiliz de kurtulmuş. Sıra bizim laza gelmiş. Temel; “Asılarak ölmek gerçekten çok kötü. Eee, zaten giyotin de çalışmıyor. En iyisi beni kurşuna dizin!..”
086. Tavan
Temel çok zengin… Bir gün otelin birinin kral dairesinde ummadık bir şey oluyor. Temel altına kaçırıyor. En çok da çorap batıyor. Komiyi çağırsa rezil olacak. “En iyisi pencereden aşağı atayım.” diyor. Çorabı pencereden sallarken elinden kaçıyor ve tavana çarpıp yere düşüyor. Tavan iyice kirleniyor. Çaresiz komiyi çağırıyor Temel;
– Şu tavandakini temizle sana bir maaşın kadar bahşiş vereyim.
– Sen onu oraya nasıl yaptığını söyle ben sana iki maaşımı vereyim.
087. Yanlış numara
Temel saat 02.30’da arkadaşı Dursun’u arıyor.
– Buy’run.
– Alo orası 11, 11 mi?
– Hayır, burası: 1, 1, 1, 1.
– Kusura bakma, yanlış numara.
088. Roman
Temel kitapçıya girmiş. Bilgiç bilgiç:
– Bana bir roman lazım.
– Efendim ağır mı olsun hafif mi?
– Farketmez canım. Nasıl olsa arabam dışarıda.
089. İş
Dursun Amerika’ya gidiyor. 5-6 ay sonra arkadaşı Temel’i arıyor:
– Ula Temel haçan çabuk buraya gel.
– Niye la Dursun?
– Ha burada çabuk zengin olayisun.
– Ne iş yapacağum?
– Ula sırf yere düşen paraları topla yeter. Başka iş yapma.
Temel Amerika’ya gidiyor. Uçaktan iniyor. Taksi garajına giderken bakıyor yerde 100 $. Temel kendi kendine: “Ula ilk günden mi işe başlayacağuz.” diyor ve yerdeki parayı almadan yoluna devam ediyor.
090. Kamyon
Temel’le Dursun kamyona 6 metre yüksekliğinde eşya yüklemişler. İstanbul’a götürüyorlar. Giderken 100 metre ileride bir köprü gözlerine çarpmış. Köprünün yüksekliği 4.50 metre. Temel kamyonu köprüye 15 metre kala durdurmuş. Dursun aşağı inip etrafa bakmış ve Temel’e: “Gazla… Etrafta polis falan yok!..”
091. Hafıza
Rus Gizli Haberalma Örgütü KGB Ruslar hakkında çok gizli sırları ele geçiren üç ajanı; Amerikalı, İngiliz ve Türk ajanları yakalamıştı. Bu ajanlar bilgiyi güvenlik açısından üçe bölmüş ve her birinin diğer iki sırdan haberi yokmuşcasına herşeyi ayarlamışlardı. Neyse KGB bunları konuşturmak için işkencelere başladı. Amerikalı kendisine ait bilgiyi 17. gün ağzından kaçırdı. Sıra İngiliz’e gelmişti. O da 9. gün çözüldü. Lazı da konuşturabilirlerse her şey tamamlanacak. Ama laz bir türlü konuşmuyor. Artık 36. gün işkenceden getirip hücresine kapatıyorlar. Laz kafasını duvara vurarak: “Hatırla eşşoğleşşek hatırla!.. ”
092. İngilizce
Temel İngiltere’ye gidecekti. Onun için bir arkadaşından İngilizce hakkında bilgi istemişti. Arkadaşı Türkçe kelimelerin son hecesinin uzatılması halinde İngilizce olacağını söyledi. Temel uçağa bindi. On dakika sonra hostesi çağırmak için: “Hosteeees.” O da ne hostes gelmişti. Temel İngilizce’yi sökmeye başladığını düşünüyordu. Havaalanından çıktı: “Taksiiiii.” Vay be, taksi de durmuştu. Temel ağır ağır kendini kaptırdı: “Hoteeeeeeel.” Otele gitti. Odasına çıktı, duş aldıktan sonra bara indi: “Viskiiiii.” Daha sonra Londra sokaklarında dolaşmaya başladı. Parkta bir adam gördü:
– Merhabaaaaa, nasılsınıııız?
– İyiyiiiiim, sağoooooool!
– Türk müsünüüüüüz?
– Eveeeeet!..
– Kardeşim Türksün de, neden iki saattir İngilizce konuşuyorsun?
093. Savaş
Karadenizliler doğuda Ruslar’la sıcak savaştalar. Her biri belinden el bombalarını çekip Rus askerlerinin olduğu tarafa atıyorlarmış. Ruslar da bombaların pimini çekip tekrar bu tarafa atıyorlarmış.
094. Neden
Temel efkarlı, oturmuş içiyormuş. Cemal müdahale etmiş:
– Temel içkiden boğulacaksın.
– Kendimi değil, dertlerimi alkolde boğmaya çalışıyorum… Onlar da yüzme bilirmişcesine bana geri geliyor.
095. Soru
Bir gün Dursun Temel’in yanına gelmiş ve “Temel cebimdeki bilyelerin sayısını bilirsen ikisini de sana vereceğim” demiş. Temel: “Üç!” demiş.
096. Trabzon’da
Temel omuzunda papağanla eczaneye girer. Papağan -”Aspirin istiyorum!” der. Sonra fiyatını sorar, Temel’e 500 bin lira vermesini söyler, Temel parayı verdikten sonra dönüp gidecekken, “Paranın üstünü al!” der, para üstünü sayar, “Tamam gidelim…” der. Eczacı manzaradan çok etkilenmiştir. “Beyefendi…” diye bağırır, “…ner’den buldunuz bu kuşu?” Papağan yanıt verir; “Bunlardan Trabzon’da çok var!..” (Halil R. Güven)
097. Şarküteri
Temel ile Dursun şarküteri açmaya karar verirler. Her şeyi hazırlarlar. Açılıştan bir gün önce prova yaparlar. Dursun dışarı çıkar, müşteri gibi içeri girer; “İyi akşamlar… Sizde Pepsi var mı?” Temel kızar köpürür; “Burası şarküteri… Burada et, süt, yumurta, peynir var… Çık yeniden gir!..” der. Dursun tekrar çıkar, girer; “İyi akşamlar… Sizde Pepsi, Coca Cola, Fanta var mı?” Temel iyice kızar ve müşteri rolünü o oynamaya karar verir. İçeri girer; ”İyi akşamlar… Sizde pastırma, sucuk, et var mı?” Dursun; ”Var… Boşları getirdin mi?..” (Eser Köker)
098. Ses
Hopa Orman İşletmesi’ne elektrikli testere gelince üretim artacağına düşer. Durumdan üretici firma haberdar edilir. Firma en iyi 2 oduncuya Amerika’da eğitim vermeyi önerir. Temel ile Dursun eğitime giderler. İlk gün hoca testereyi çalıştırınca Temel; ”N’oliy? Bu ses de ne?” (Halil R. Güven)
099. Uçurum
Temel ucu bucağı görünmeyen uçuruma düşünce Dursun arkasından bağırır:
– Temel nereyesun, iyi misun?
– İyiyum!..
– Neredesun seni almaya geleyrum?
– Hala düşeyrum!.. (Halil R. Güven)
100. Helikopter
Trabzon’da mezarlığa helikopter düşmüş. 300 ceset çıkarmışlar, kurtarma çalışmaları devam ediyormuş. (Halil R. Güven)
101. Pilot
Temel ile Dursun 6 yıllık bir kurstan sonra pilot olmuşlar. Kısa piste uçağı indirince Temel basar küfürü; ”A..na koduklarım!.. Şu pistin boyuna bak 150 metre…” Dursun da küfreder ve ekler; “Bir de enine bak!.. En az 10 kilometre!..” (Halil R. Güven)
102. Devekuşu avında
Temel ile Dursun Afrika’ya devekuşu avına gitmişler. Devekuşları avcıları görünce başlarını kuma sokmuşlar. Dursun; “Haçan, nereyedur bunlar?..” (Halil R. Güven)
103. Paraşütçü
Temel arızalı paraşütle atlamayı reddedince komutanı, “Teknoloji gelişti, bir arıza olursa paraşüt tamircileri hemen havada tamir ediyor…” diyerek ikna etmiş. Temel atlamış ve paraşütü açılmamış. Tam o sırada üzerinde tulumu, elinde ingiliz anahtarıyla birinin roket gibi yanına geldiğini görmüş ve bağırmış; ”Paraşüt tamircisi misin?” Adam yanından hızla geçerken; ”Hayır!.. Doğalgazcıyım!..” (Halil R. Güven)
104. Hasta
Temel doktora parmağıyla dokunarak vücudunun ağrıyan yerlerini sıralar. Doktor ağrıyan yerlerin bunca çokluğu karşısında heyeti toplar, konsültasyon yapılır ve teşhis konur; ”Temel’in sağ işaret parmağı kırık!..” (Halil R. Güven)
105. Direk
Temel’in firması direk dikme ihalesine girmiş. Diğer firmalar günde 60 ile 90 direk dikerken Temel’in firması 4 direk dikmiş. Temel 4 direk dikmeyi böbürlenerek anlatmış ve; ”Diğerlerinin diktiği direkleri bir görseniz, hepsinin en az % 90’ı toprağın üstünde!..” (Halil R. Güven)
106. Sınav
Temel ile Dursun sınava girerler. Sınavdan çıkan Temel; ”Çok kolay sordular ula, ayakkabıyı sordular!..” der. Dursun unutmamak için ayaklarını yere vurarak sınav salonuna girer. Sınav komisyonu; ”Damda gezer, ‘miyav miyav’ der!” Dursun heyecanla sorar;”Bağcıkları var mı?” Komisyon üyeleri olmadığını söyleyince Dursun ”O zaman makosen!..”
107. Önlem
Temel’e işkencenin her türünü uyguluyorlar, çözülmüyor. En sonunda damardan AIDS virüsü veriyorlar bir yandan da bunu ısrarla vurguluyorlar. Temel kıkır kıkır gülüyor. Nedenini sorduklarında; ”İstediğiniz kadar verin, ben prezervatif taktım!..” (Erdal Uç)
108. Temel’in dileği
2 enfes hatunla ıssız adaya düşen Temel Alaaddin’in sihirli lambasını bulur. Cin üçlüye dileklerini sorunca İngiliz hatun Londra’yı ve evini çok özlediğini söyler ve yok olur. Fransız köyünü ve şaraplarını çok özlediğini söyler ve kaybolur. Güzelleri yitiren Temel; ”Böyle yalnız olmuyor… Arkadaşlarla iyiydik. Geri gelsinler!..” (Erdal Uç)
109. Sigorta parasıyla geziye çıkınca
Fabrikalarını bir yangında yitiren Temel, sigortadan aldığı parayla gemi yolculuğuna çıkar. Güvertede güneşlenirken yanındaki Amerikalı’yla söyleşiye girer, olayı anlatır. Amerikalı’nın da fabrikalarını bir kasırga sırasında kaybettiğini ve sigorta parasıyla yolculuğa çıktığını öğrenince; ”Ya’u kasırgayı nasıl çıkardın?..” (Erdal Uç)
110. Bellek
MİT ajanı olmaya çalışan Temel’e işkenceye dayanıklılık testinde adını sorarlar. İşkencenin her türü karşısında adını söylemez. Bir odaya kapatıp gözlemeye başlarlar. Temel kafasını duvara vurup vurup; ”Hatırla ulan… Hatırla ulan!..”
111. Yolculuk
Temel Amerika’ya gitmeyi kafasına koymuştur. Sonunda Dursun’u da ikna eder ve Amerika’ya doğru yüzmeye başlarlar. Yüzerler… Yüzerler… Derken, uzaktan Özgürlük Anıtı görünür… Temel nefes nefes Dursun’a döner ve; ”Ben kesuldum, döneyirum!..”
112. Küs
Temel karısıyla küs. Her şeyi yazışarak anlatırlar birbirlerine. Temel yazar; ”Sabah çok önemli bir işim var, beni saat 8’de kaldır…” Ertesi gün saat 11’de uyanır. Yastığında bir not; ”Temel, saat 8, kalk!..” (Ümit İnanç)
113. Tören
Karadeniz ilçelerinden birine yeni atanan öğretmen, kırda gezerken, bir uçurumun kenarında 20-30 kişinin dizildiğini, birinin de onları uçuruma atığını görür. Koşar, müdahale eder. Cevap; ”Temel atma törenimiz var da!..” (Muzaffer Kutlu)
114. Yolculuk
Temel ile Dursun uçakta ayrı yerlerde yolculuk ediyorlar. Bir ara Temel’in yanıdaki adam kalkıp, tuvalete gidiyor. O sırada Dursun Temel’in yanına gelip koyu bir muhabbete giriyor. Adam gelip; ”Beyefendi yerimden kalkar mısınız?” deyince; ”Kusura bakma, ben seni indi sandım!..” (Hakan Gülen)
115. Uzay yolculuğu
Astronotların yanlarına 10’ar kilo kişisel yük alma hakkı vardır. Temel 10 kilo sigara alır. Uzay aracı 8 ay süren görevinden döndüğünde, Temel elleri titreyerek aşağı iner ve haykırır; ”Ateşi olan var mı?..”
116. Modern memleket
Temel ile Dursun Nil nehrinin kıyısındaki otelde kalmaktadırlar. Sıkılırlar, Temel kıyıda bir ‘taka’ gördüğünü, onunla gezinebileceklerini söyler. Nil’e açılırlar. Temel pinamitleri görünce; ”Ne kadar modern bir memleket, camileri üçgen…”, Dursun; ”Ne kadar modern memleket, heykelleri kocaman…” filan derken, kayık alabora olur. Zar-zor ters dönen kayığın üstüne çıkarlar. O sırada kendilerine yaklaşmakta olan timsah sürüsünü görünce Temel; ”Ne kadar modern memleket, bak cankurtanlarının hepsi Lacoste!..” (Serim Soylu)
117. Vejeteryan Temel
Vejeteryan Temel kurban bayramında tutmuş ağaç kesmiş.
118. Cola otomatı
Temel Londra’da adamın birinin makineye 25 pens atıp kutu kola aldığını görmüş. Gitmiş, 100 pound’un tümünü 25’lik olarak bozdurmuş. Makineye her 25’lik atışında bir kutu düşüyormuş. Arkadaşları gelip, bunca kolayı ne yapacağını sorduklarında; ”Elleşmeyun bağaa, bugün şansım çok eyi!…” (Mehmet Arslan)
119. Sandalye
Temel kahvede sandalyede uyumuş ve düşmüş; ”Uyy, uyumuşum, düşmüşum!” Kalkmış, oturmuş; yine uyumuş ve düşmüş… ”Uyy, uyumuşum, düşmüşum… İyi ki az önce kalkmişum, değilse üzerime düşeceğimişum!…” (Muzaffer Kutlu)
120. İntihar
Laz, Boşnak ve Kürt aynı inşaatta çalışmaktadır. Öğle arasında kürt karısının hazırladığı azığı bir açar ki, ekmek arası ciğer… “Yarın yine ciğer koyarsa kendimi şuradan atacağım!” Boşnak sandviçinde patates, laz ise hamsi bulur. İkisi de aynı şeyleri söylerler. Ertesi gün, önceki günün aynıdır. Üçü de kendilerini aşağı atarlar. Cenaze töreninde eşleri ağlaşmaktadır. Kürt ve Boşnak’ın eşleri, durumu bilmediklerini, bilseler farklı bir şey yapmamazlık etmeyeceklerini içeren ağıtlar yakarken lazın eşi, “İyiydi, hoştu, elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmazdı. Hatta hamsili sandviçlerini de kendisi hazırlardı. Niye atladı anlamadım!..” (Halil R. Güven)
121. Temel’in önlemi
Bir düğün için Almanya’dan gelen Temel, üzerindeki oldukça yüklü parayı yanında taşımak istemez ve bir taşın altına saklar. Taşın üzerine de; ”Burada para yoktur!” yazar. Oradan geçmekte olan Cemal yazıyı görür, parayı alır ve aynı yere; ”Ha buradaki parayı Cemal almamıştur!” yazar. (Yakup Erol)
122. Temel’in intiharı
Dursun iki gündür kendisinden haber alınamayan Temel’in kapısını kırıp içeri girmiş. Bir de ne görsün, Temel ayağından tavana asılmış, sallanıyor.
– Uyy, Temel, ne ediyisun?
– Fadime beni terkettu, ben de kendimi intihar ettim!
– İyi de, intihar edenler boyunlarından asıliyılar.
– Yok be uşağum… Bi’ seferinde öyle ettum, az daha boğuliyidum!.. (Yakup Erol)
123. Nafaka
Temel ile Fadime’yi boşayan yargıç;
– Sizi boşuyorum, karına da 50 milyon TL nafaka bağlıyorum!
Temel etekleri zil çalarak;
– Allah razı olsun hakimim, 3-5 milyon da ben veririm; gül gibi geçinir gider!..” (Halil R. Güven)
124. Karşıdan karşıya geçerken
Temel karşıya geçmek üzere kaldırımın kenarına gelmiş. Bakmış trafik akacak. Eliyle durdurmuş araçları, burnunu yana çevirmiş ve işaret etmiş; ”Ha şimdi geçun!..”
125. Bilet
İstanbul’a yeni göçen Temel karısı alır, AKM’ye gider. İnsanlar; ”Romeo ve Juliet’e 2 bilet…” “Kerem ile Aslı’ya 2 bilet…” deyince, Temel; ”Temel ile Fadime’ye 2 bilet!..” (Mehmet Aslan)
126. Kekeme
Kekeme Temel, yolda bir adamın önünü çevirir ve;
– Bu… bu… bura… Lar… lar… Da… Bi… bi… Ke… ke… ke… Me okulu var… Var… Mış. Ne… ne… Re… De?”
– Lan oğlum, n’apcan okulu; fıstık gibi kekeliyon işte!..” (Fatih Atilla)
127. İkiz
Fadime’nin ikizi olmuş. Dursun baba Temel’i kutlamaya gitmiş. Temel’in suratı bir karış; “Diğer herifi bir bulursam!..” (Semra Dinçer)
128. Av
Köyün gençleri Temel’e gelip: “Temel amca, sen eski avcılardansın bize avlanmayı öğretir misin?” demişler. Temel de onları kıramamış ve hep birlikte ava çıkmışlar. Ormanda gezerken küçük bir delik görmüşler. Temel: “Çocuklar ha bu gördüğünüz tavşan deliğidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin. Tavşan çıktı mı, vurdun vurdun… Vuramadın gitti!” demiş. Biraz beklemiş ve tavşan çıktığı anda Temel onu halletmiş. Biraz daha gitmişler, bu sefer ilk delikten daha büyük bir delik görmüşler. Temel: “Aha bu da tilki deliğidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin tilki çıktı mı, vurdun vurdun… Vuramadın gitti!” demiş ve tilki çıkınca onu da vurmuş. Biraz daha gitmişler bu sefer bir insan boyunda delik görmüşler. Temel: “Bu gördüğünüz de ayı inidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin, ayı çıktı mı, vurdun vurdun, vuramadın gitti!” demiş ve daha öncekilerde olduğu gibi ayıyı da vurmuş. Biraz daha gittiklerinde, neredeyse 5 insan boyunda bir delikle karşılaşmışlar. Temel biraz çekinmiş: “Ula uşaklar… Bu kadar yeter, ha’di geri dönelim!” demiş. Gençler dönmek istememiş; “İllaki buraya da bakalım!” demişler. Temel ısrarlara dayanamamış. “Pekala herkes tüfeğini hazırlasın. Hep birlikte içeri girelim…” demiş. Hep birlikte dev gibi ine girmişler. Biraz sonra içerden silah sesleri gelmiş. Ertesi gün gazetelerde manşet: “Teröristler, Trabzon-Rize seferini yapan trene saldırdı!..”
129. Helikopter
Temel ile Dursun helikopter pilotu olmuş. Binmişler helikoptere yükselmeye başlamışlar. Dursun aşağıya bakmış ve “Uyy… Ne kadar güzel… Evler kibrit gutusu gibi da… Haçan biraz daha yükselelum…” Yükselmişler. “Uyy… Uyy… Yollara bak… Yılan gibi kıvrılayi… Biraz daha yükselelum…” Yükselmişler. Hava soğumaya başlamış. Temel “Uyy… Çok serinledi ortalık… Haçan şu tapedeku vantilatörü kapatalum mu!..” (Cenk Koray/Rutubet)
130. İdam
Temel idama mahkum olmuş.. İnsancıl idam modası var ya, “Nasıl istersin?” demişler. “Kafamı kesin… Ama en acısız kafa kesen bir celladı isterim!” Öyle bir cellat varmış Çin’de.. Çang Çung Çong… Dünyanın parasını verip Çang’ı getirmişler.. Temel kellesini kütüğe koymuş. Çang kılıcı kaldırmış… Dakikalar geçiyor… Temel daha fazla dayanamamış; “Hadi yahu…” demiş, “… keseceksen kes!” Çang; “Benim işim bitti evlat…” demiş, “… ama, sen sakın hapşırayım deme!” (Hasan Çeliktaş)
131. Dilek
Temel yolda önüne geleni tekmeleyerek yürüyor. Konserve kutuları, taşlar, çürük meyveler… Derken eski bir çaydanlığa çakıyor tekmeyi. Çaydanlığın çevresini bir duman bulutu sarıyor ve bir cin çıkar ve Temel’e;
– Dile benden ne dilersen!
– Ö… Özür… Özür dilerim!..” (Tuncay Arığ)
132. Uçak
Temel ile İdris uçakla Trabzon’a gidiyorlar. Derken bir gürültü ve peşinden bir anons “Motorlarımızdan biri patladı, Trabzon’a inişimiz 1 saat kadar gecikebilir.” Bir süre sonra bir gürültü ve bir anons daha “Motorlarımızdan ikincisi de patladı. Trabzon’a inişimiz 2 saat kadar gecikebilir.” derken üçüncü ve dördüncü… Dördüncü anonstan sonra Temel İdris’e döner “Bak gör… Bu gidişle Trabzon’a hiç inemeyeceğiz!..”
133. Fadime
Fadime, feministler toplantısına katılır. Toplantı arasında kadınlar sohbet ediyorlarmış. Amerikalı bir kadın, “Ben kocama ‘bundan sonra bulaşıkları sen yıkayacaksın’ dedim… Birinci gün bir şey görmedim, ikinci gün birşey görmedim, üçüncü gün kocamın bulaşıkları yıkadığını gördüm!” demiş. Fransız kadın “Ben de kocama ‘bundan sonra çamaşırları sen yıkayacaksın’ dedim… Birinci gün bir şey görmedim, ikinci gün bir şey görmedim, üçüncü gün kocamın çamaşırları yıkadığını gördüm!” demiş. Fadime de “Ben de kocama ‘bundan sonra alışverişi sen yapacaksın’ dedim… Birinci gün görmedim, ikinci gün görmedim, üçüncü gün azıcık azıcık görmeye başladım!..” demiş. (Kasım Karakütük)
134. Oda
Otelci Temel’in kapısını bir gece bir İspanyol asilzedesi çalmış:
– Odanız var mı?
– Kimsunuz?
– Jose de Santana de Monte Cristo de Santa Cruzo.
– Haa… Pu katar uşağu alacak yerum yok!..
135. Sahte para
Marketin birine bir turist gelmiş bir şeyler almış, sonra dolar uzatmış kasadaki adama. Adam para sahte mi değil mi diye kuşkuya düşmüş. Paranın orasına burasına bakmış. Evirmiş çevirmiş anlayamamış sahte olup olmadığını. Bakmış böyle olmayacak parayı sırada bekleyen Temel’e uzatmış, “Bir de sen bak hele…” demiş. Temel paranın bir altına bir üstüne bakmış, sonra masanın üstüne atmış ve “Bu para sahte!” demiş. Herkes şaşırmış, “Nasıl anladın bu kadar çabuk?” demişler. Temel: “Bunun üstünde Atatürk resmi yok!..” demiş.
136. Derinlik
Temel dere kenarında oturuyormuş. Oradan Jeep’le geçmekte olan bir adam suyun derin olup olmadığını sormuş. Temel: “Derin değildir, geçebilirsin!” demiş. Adam da Temel’e güvenerek suya Jeep’iyle girmiş. Jeep bir anda sulara gömülmüş. Kan ter içinde sudan çıkan adam Temel’in yakasına yapışmış: “Hani derin değildi ulan.” Temel: “Abi vallahi benim suçum yok, demin bir ördek geçiyordu, su beline geliyordu!..” (Şükrü Koç)
137. Dalma
Temel ile Dursun iddialaşıyorlarmış. Temel: “Ben denize 25 metreden dalabilirim!” demiş. Dursun hemen müdahale edip: “Yok; yapamazsın!” demiş. Neyse Temel çıkmış, atlamış ve dalıp çıkmış. Bu sefer Dursun iddiayı daha ileri götürerek: “Ulan ben de 30 metreden dalarım!” demiş. Tabii bu sefer de Temel itiraz etmiş: “Yok; yapamazsın!” Neyse Dursun da çıkıp dalışını başarıyla tamamlamış. Bu sefer Temel: “Ulan ben de 20 cm suya 3.5 metreden dalmazsam…” demiş. Dursun’dan yine itirazlar, “Yok yapamazsın!” Neyse Temel çıkıp dalışı bi güzel becermiş. Bu sefer Dursun kıllanmış: “Lan ben de 20 cm suya 4 metreden dalarım!” Tabii Temel’den hemen muhalefet. Amma velakin Dursun dalışı başarı ile tamamlıyor. İyice fitil olan Temel: “Ulan ıslak havluya 2.5 metreden dalayım da gör!” diyor. Tabii Dursun itiraz ediyor. Sonunda Temel: “Getirin pagayum ıslak havluyu!” diyor. Adamlar getiriyor. Temel çıkıyor 2.5 metre yüksekliğe ve atlıyor… Çakılıyor aynen. Sersemlemiş bi şekilde doğruluyor ve: “Lan kim sıktı bu havlunun suyunu?..”
138. Nişan
Yıllardır yatalak hasta olan Cemal ölümün yaklaştığını hisseder ve karısına vasiyetini bildirir:
– Ben ölünce bizim Temel’le evlen; gözüm arkada kalmaz.
– Mesele değil… Biz zaten nişanlı sayılırız.
139. Maç
Rizeli imamlarla Trabzonlu imamlar turnuva düzenleyip ayda bir maç yaparlarmış. Ama maçı hep Rizeli imamlar kazanırlarmış. Trabzonlular bir gün “Bu böyle gitmez, buna bir çare bulalım, hep yeniliyoruz!” demişler. Takım kaptanı olan Temel hoca şöyle bir teklifte bulunmuş. “Ula bizim Trabzonsporlu Hami’ye sarı cübbeyi giydirelim. ‘Bu da bizim Hami hoca, Merkez Cami’nin imamı, yeni tayin oldu’ diye kandırırız!” demiş. Bu teklifi kabul edilmiş ve ilk maçta Hami’yi de alıp Rize’ye maça gitmişler. Ama maçı yine 2-1 kaybetmişler. Dönüşte takım kaptanı Temel hocaya komşusu sormuş:
– Temel ne oldu maçın sonucu, kazanabildiniz mi?
– Yok ya, Rizeliler bizi 2-1 yendiler.
– Yapma ya!.. Kim attı golleri?
– Bizim golü Hami hoca attı. Onların gollerini de Del Pierro hoca ile, Roberto Carlos hoca attı! (Alper Şahin)
140. Posta
Karadenizli yorgun argın Paris’e inmiş. Çok lüks bir otele yerleşmiş. Yorucu günün gecesinde uyumaya çalışıyor. Uyuyamıyor. Çünkü yan odadan muazzam gürültüler geliyor. Duvarı yumrukluyor:
– Kim var orada?
– Jean Claude van Damme!
– Bana bak, gelirsem oraya dördünüzün de canına okurum!.. (Alper Şahin)
141. Vali
Temel kurumuş dere yatağının üzerindeki köprünün altından eşeğini geçirmeye çalışır ama eşeğin kulakları köprüye değir. Temel alır eline kazmasını köprünün altını yıkmaya başlar. Tam bu sırada vali arabasıyla köprünün üstünden geçmektedir. Durumu öğrenmeye çalışır ve Temel’e bir yöntem önerir: “Köprüyü yıkacağına yeri kazsana!” Temel bakar, bakar ve “Valiye bak… Biz kulakları deyiruk, o ayaklari anlayi…” (Özgür Hacıbektaşoğlu)
142. Mars
NASA Mars’a adam gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geri dönemeyecekmiş. İlk aday olan mühendise bu iş için ne kadar isteyeceğini sormuşlar: “1 milyon dolar…” demiş ve eklemiş, “… Kızılhaç’a bağışlayacağım.” İkinci aday olan doktora da aynı soruyu sormuşlar. Doktor: “2 milyon dolar…” demiş, “… bir milyonunu aileme, bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım.” Üçüncü aday olan Temel aynı soruya “3 milyon dolar!” diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon istediğini sormuşlar. Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle: “1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars’a göndeririz.” (Neslihan Topuz)
143. Yangın
Bir Amerikalı, bir Rus ile Temel otelde kalırken gece yarısında yangın çıkar. Panik içinde üçü de yukarı katlara koşar, ama kurtuluş yok! Çaresizlik içinde Amerikalı, odada duran bir şemsiye bulur, “Başka şansım yok!” diyerek şemsiyeyi açıp atlar. Şemsiye sağlam çıkar. Onu paraşüt gibi kullanarak sağ salim yere iner. Bunu gören Rus, yandaki odada başka bir şemsiye bulup paraşüt gibi kullanarak o da kurtulur. İkisi de yukarıya bakarak merak icinde Temel’i beklerken yakınlarına hızla bir cisim düşer. Gidip bakarlar, Temel! Hayatta ama kan revan içinde ve her tarafı kırık… Hemen sorarlar, “Ne oldu?” Temel, “Şemsiye bulamadım. Ama dolapta yağmurluk vardı…” (Sürhan Türegün)
144. Fotoğraf
Temel bir iş için bir fabrikaya başvurmuş. Fabrika da 12 tane vesikalık fotoğraf istemiş. Temel kara kara düşünmeye başlamış, ‘vesikalık fotoğrafı nasıl çektirecem ben şimdi’ diye. Durumu İdris’e açıklamış. O da demiş ki: “Geniş bir arazide bi çukur kazarız, sen sadece vesikalık kısmın gözükecek şekilde çukura girersin. Ben de senin resmini çekerim.” demiş. Temel kabul etmiş, yer ve zamanı ayarlamışlar. Buluşma vaktinden önce Temel buluşma yerine gidip 12 tane kuyu kazmış. İdris gelince saşırmış: “Ya’u Temel, niye 12 kuyu kazdın ki?” demiş, “… ben zaten 12 tane fotoğraf makinesi getirmiştim. Hiç gerek yoktu kazmana!..” (Gülsen Karadeniz)
145. Kazı
Günlerden bir gün turistin birisinin yolu Karadeniz’e düşmüş. Adam Trabzon’da çok güzel denize nazır bir otel odasında iki gün tatil yapacakmış. Neyse sabah kalkmış, güzelce kahvaltısını odasına getirtmiş, balkonda kahvaltı yapacak, birden dikkatini karşı kaldırımdaki iki adam çekmiş. Adamların birisi harıl harıl çukur kazıyor, diğeri de arkasından harıl harıl kazılan çukuru dolduruyormuş, bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, öğlen olmuş, akşam üzeri olmuş, bu bizim iki adam bütün sahil kenarını kaz-kapat şeklinde dolaşıp duruyorlar… Turist en sonunda dayanamamış inmiş aşağıya, adamların yanına gitmiş; ”Yahu kardeşim sabahtan beri sizi seyrediyorum, biriniz çukur, kazıyorsunuz, öbürünüz de ardından kapatıyorsunuz, allahaşkına siz ne yapıyorsunuz?” demiş. Bizim karadenizlilerden fırlama olanı cevap vermiş; “Uşağum aslında biz üç kişu belediye için çalişiyruk. Ha ben Temel çukuru kazıyrım, Tursun çukura dikilecek fidanı koyar, şu karşına olan Hasan da çukuru kapatır. İki gündür Tursun hasta, ama biz işimuzi harfiylen yapıyrık da!..” (Gülsen Karadeniz)
146. Temel ve Dursun
Temel ve Dursun bir inşaatta bekçilik yapmaktadırlar. Yaz sıcağından ve sineklerden bunalan Temel, Dursun’a; “Ula Tursun, gir şu yorganun altuna da şu sineklerden kurtulalum!” der ve yorganın altına girerler, orada uyur kalırlar. Gece olunca ve sinekler gider, yerlerine ateş böcekleri gelir. O sırada uyanan Temel yorganın altından bakar ve ateş böceklerini görür. Kafasını hemen yorganın altına sokar. Dursun, Temel’e sorar “Ula Temel, ne oldi?” Temel cevap verir: “Sorma Tursun, duşarda sinekler ellerine el feneri almuş pizu ariyler daaa!..” (Meltem Ersoy)
147. Üç laz
Üç laz denize açılır. Karadan iyice uzaklaştıkları sırada korkunç bir fırtına kopar. Yaşamaktan umutlarını kesen lazlar dua etmeye başlar. Birinci laz der ki, “Allahım bizi bu fırtınadan kurtar, 40 fakiri, 40 gün doyuracağım.” İkinci laz; “allahım bizi bu kurtar 40 tane kurban kesip dağıtacağım.” üçüncü laz; “Allahım bizi bu fırtınadan kurtar, 40 gün oruç tutacağım.” Bizimkiler tam dualarını bitirirler ki, fırtına bıçakla kesilmiş gibi diner. Birinci laz der ki, “Allahım biz lazuk.” İkinci laz; “Ee, biraz da oyunbozanuk.” Üçüncü laz; “Attık sağa bir kazuuuuk!..”
148. Vatan sevgisi
Temel bir gün bir Fransız ve İngiliz’le aynı uçakta yolculuk yaparken, Fransa üstüne gelmişler. Fransız: ”Ben ülkemi çok seviyorum ve bu yüzden elmamı atacağım.” diyerek elindeki elmayı atmış. İngiltere üstündeyken İngiliz; “Ben de ülkemi çok seviyorum.” demiş ve birasını atmış. Türkiye üstündeyken bu sefer Temel; “Ula ben bu ülkeyi sevmeyrum her pok burda!” demiş ve bir bomba atmış. Fransız uçaktan indikten sonra yolda ağlayan bir çocukla karşılaşmış. “Niçin ağlıyorsun?” diye sormuş. Çocuk; “Orospu çocuğunun biri kafama elma attı.” İngiliz de ağlayan bir çocukla karşılaşmış. İngiliz sormuş; “Niye ağlıyorsun?” Çocuk; “Piçin biri kafama bira şisesi attı.” Temel uçaktan indikten sonra yolda devamlı gülen bir çocukla karşılaşmış. Sormuş; “Ula uşağum niye güleyisun?” Çocuk “Dün akşam yemekte iki tabak kuru fasulye yedim. Bir osurdum, karşıdaki ev yıkıldı.” (Bekir Çil)
149. Hemen
Temel lüks bir lokantaya gitmiş ve en pahalısından bir şarap ısmarlamış… Garson, “Hangi yılı tercih edersiniz?” diye sorunca Temel, “Pi mahsuru yoksa hemen isteyrum!..”
150. Eczacı Temel
Temel bir gün eczanenin önünden geçerken içeri girip sordu: “Soğan var midur?” Eczacı sinirli bir şekilde “Hayır yok!” dedi. Bu olay bu şekilde günlerce sürdü. Eczacı git gide sinirleniyordu. En sonunda camına “Satılık eczane” levhası astı. Bunu gören Temel eczaneyi satın almak istedi. Eczacı büyük bir zevkle eczaneyi Temel’e sattı. Ertesi gün de ellerini oğuşturarak beyaz önlüğünü giymiş olan Temel’in karşısına dikildi: “Soğan var mı soğan?” “Vardur hemşerum vardur da, sizun reçetenuz var midur?..”
151. Tecrübe
Bir araba yaşlı Temel’e çarpar. Arabanın şoförü bağırır, “Suç sende! Ben 20 yıllık şoförüm!..” Temel karşılık verir, “Pen de 40 yıldır yüriyeyrum!”
152. Kitap
Temel kütüphaneye gitmiş. Shakespeare’in bir kitabını istemiş… Kütüphane memuru sormuş, “Hangisini?” Bir süre sessizlik olduktan sonra Temel, “Wilyum!..”
153. Anlamış
Temel barda arkadaşıyla içiyormuş. Temel dertli dertli, “Karım nihayet peni anladu…” Arkadaşı, “Be adam bunun için içilir mi?” Temel “Ama anlar anlamaz peni terç etti!..”
154. İnanç
Garsonluk yapmaya başlayan Temel’e şefi, “Dolu tabakları sağdan verip, boş tabakları soldan alacaksın!” der. Temel, “Neden, bağtul itikatunuz mu vardur?”
155. Görüş
Temel’in kızı evlilik hazırlığı içindedir. Babasından evlilik hakkında görüş alır. Temel, “Cit kizum anana sor, o penden daha iyi pir evlilik yaptu!..”
156. Kusurlu
Temel papağan aldıktan bir hafta sonra dükkan sahibine bir mektup yazmış. “Kusursuz diyerek sattığınız papağan kusurlu çıktı!” Dükkan sahibi mektubu okuyunca meraklanıp telefonla Temel’i aramış “Papağanın ne kusuru var? Temel, “Ke… ke…. ke… kekeleyur!..”
157. Kimse yok
Temel sevgilisi Fadime’ye “Fadime bu akşam bize gel, evde kimse olmayacak.” demiş. Fadime akşam olunca gitmiş, kapıyı çalmış, çalmış… Kimse yok!..
158. Bebek
Temel sinirli bir şekilde doktorunu arar ve:
– Ula doktor bu verdiğin bebek yüzünden bir senedir ağız tadıynan sigara içemiyyrum. – Hayrola Temel ne oldu?
– Ula verdiğin bu tüp bebek zırt pırt gaz kaçiriyy!..
159. Suda kalma yarışması
Temel, Dursun, Cemal suyun altında en çok kalma yarışması yapıyorlarmış. Dursun 15 dakika, Cemal 10 dakika durmuş çıkmışlar. 10 saat olmuş 20 saat olmuş. Temel’in cesedi karaya vurmuş. Daha sonra Fadime’ye baş sağlığı dilemişler. ”Üzülme”diye teselli etmek istemişler. Fadime: ”Önemli değil, yarışı kazandı ya!..” demiş. (Ozan Onat)
160. Paraşüt
Temel ile Dursun paraşüt kursuna yazılırlar. Aradan aylar geçer ve eğitim tamamlanır. Yapılacak bir gösteri için prova yapmaktadırlar. Uçaktan atlarlar lakin Dursun’un paraşütü açılmaz. Temel sorar ;
– Dursun, paraşütün açılmadı, n’olcak şimdi?
– Önemli değil ya… Gerçek değil ki, prova yapıyoruz!.. (Ozan Onat)
161. Mazeret
Temel askerliğini yapıyormuş. Bölükte kırk ere izin vermişler. Geç kalırlarsa disko cezası var, ancak iyi bir mazeretleri olursa affedilecekler. Kırk kişiden otuzdokuzu da geç kalmış, hep aynı mazeret: “Atla istasyona celeydum. At çatladi, tren kaçtı, geç kaldum.” derken kırkıncı da tamamlanmış, Temel’e sıra gelmiş. “Senin de mi atın çatladı?” diye sormuşlar. “Hayır…” demiş, “… yoldaki otuz dokuz at leşini geçemedum.” (Ozan Onat)
162. Fark
Temel’e sormuşlar;
– Evli kadın ile dul kadın arasında ne fark vardur?
– Tul kadın kocasının nerede olduğuni piliy, evli kadın pilmiy!.. (Ozan Onat)
163. Bekaret
Temel mahkemede Fadime’den boşanmak istediğini söyler. Neden Fadime’nin bakire olmamasıdır. Hakim üç aylık evli olduklarını öğrenince;
– Bu kadar zamandır ner’desin?
– İlk gece kız idi hacim pey, laçin şimti teğil!.. (Ozan Onat)
164. Laz ve muz
Lazın biri hayatında ilk defa memleketinden çıkmış güneye, Adana’ya gitmiş. Adana’da buna bir hevenk muz ikram etmişler “Memleketinde yersin” diye. Aradan birkaç ay geçtikten sonra Adanalılar Trabzon’a geri dönen laza mektup yazıp sormuşlar “Nasıl, muzları beğendin mi?” diye. Laz cevaben gönderdiği mektupta “Beğendim ama çekirdekleri çok büyüktü!” demiş. (Ozan Onat)
165. Temel’in gazetesi
Temel bir dağ başında oturuyormuş ve en büyük zevki günlük gazete okumakmış. Fakat tembelmiş ve gazete alabileceği tek yer oturduğu dağın eteğindeki bakkalmış. Bu iş için hep Fadime’yi gönderirmiş. Fadime birgün bu işten sıkılmış ve pazartesi günü 7 tane o günün gazetesinden almış ve bir gazeteyi verip diğerlerini saklamış. Ertesi gün de Temel gazete isteyince bir gün önce aldığı gazetelerden birini “Ben çıkıyorum” deyip işlerini hallettikten sonra çıkarıp vermiş. Çarşamba günü yine Temel gazete istemiş. Fadime yine işlerini halledip Temel’e gazeteyi vermiş. Perşembe günü yine Temel gazete istemiş Fadime yine vermiş. Akşama doğru Temel Fadime’yi çağırıp; “Fadime…” demiş, “… dünyada ne salak insanlar var; dört gündür aynı adam aynı yerdeki ağaca arabasını çarpıyor!..” (Kanat Gezgen)
166. Tehlikeli
Temel İngiltere’ye gidecekmiş. Arkadaşı Cemal İngiltere’de trafiğin soldan olduğunu ve bunun Temel için oldukça tehlikeli olacağını söyleyip, dikkatli sürmesini öğütlemiş. Temel: “Merak etmeyesun… Geçen gün Rize’den Samsun’a kadar soldan gittum, punun ne kadar tehlikelu olduğunu pileyrum!..”
167. Görmek
Fadime ile Temel ormanda yürüken Fadime duygulanmış ve Temel’e;
– Uy… Temel şu romantizmi cöreyi musun daaa?
– Ağaçlardan cöremiyrum daa!..
168. Lazerli top
Bir Türk askeri heyeti Amerika’ya davet edilmiş, kendilerine oradaki askeri tesisler ve modern silahlar tanıtılmış. Son gittikleri askeri üste Amerikalı yetkililer bizim subaylara lazerli silahları anlatmış: “Bu gördüğünüz lazer dürbünüdür. Bu ise lazerlerle hedefini bulan son model füze sistemimiz. Şu ise önümüzdeki yıl silah piyasasına girecek olan lazerli top…” Heyette yer alan Karadeniz kökenli bir subay müdahale etmiş: “Lazerli top bizde de var…” Amerikalı yetkili, “Nasıl olur? Bu top henüz bizim ordumuzda bile hizmete girmedi. Sizde nasıl olur?” Vardı yoktu derken bizimkiler lazerli topu görmeleri için Amerikalıları Türkiye’ye davet etmiş. Kısa süre sonra bir Amerikan heyeti Ankara’ya gelmiş. Türkiye’de lazerli top bulunduğunu iddia eden subayımız, Amerikalıları almış topçu okuluna götürmüş. Başında bir nöbetçinin beklediği Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma topu göstermiş. “İşte lazerli top…” Amerikalılar gülmüş… “Topu gördük de, lazer nerede?” “Hemen yanında… Topun yanında nöbet tutan er, lazdır!..” (Senem Keskinarslan)
169. Lazer
Askerde komutan emir erine seslenmiş: “Çabuk bana bir lazer yazıcı getirin.” Er gitmiş ve bir başka erle dönmüş. Komutan “Bu ne lan?” asker “Laz er yazıcı komutanım.” Komutan “Nasıl oluyor?” Asker “Temel, hem laz, hem er ve de yazıcılık yapar.” Komutan “Ulan, iyi ki scanner istemedik!..” (Tufan Karaca)
170. Temel eczanede
Temel’in eşi şiddetli soğuk almış doktor Linkosin iğne yazmış. Sabah Temel çıkarken hanımı yataktan seslenmiş; “Ula Temel, akşama dönerken Linkosin’i unutmayasun ha!” Akşam iş dönüşü, Temel her zamanki gibi kahvede Dursun’la tavla oynarken karısının ilacını ve eczanelerin kapanmak üzere olduğunu hatırlamış. Hemen kalkıp en yakındaki eczaneye doğru koşturmaya başlamış. Temel nefes nefese içeri girmiş; ancak ilacın ismi bir türlü aklına gelmiyor. Kapıda durup hatırlamaya çalışırken beceremeyince seslenmiş “Ula, say pakayum şu ilaçlarunu pana!..” (Ahmet Turan Öner)
171. Ayna
Bir gün Temel köyden çarşıya gidecek. Giderken karısına “Pi’ şey isteyi musun Fadime?” der. Fadime, “Gelurken bağa bi tarak getür. Sen unutkansun gelürken unutursun, akluna getürmen içun da bi akıl diyeyim sağa! Gökyüzüne bak, ayı görür alacağuni hatirlarsun!” Temel “Peki!” der, yola çıkar. Pazarda dolaşır, kendi işlerinin hepsini halleder tam dönecek, “Fadime de pi’ şey istemişti.” Ama ne istediğini bir türlü hatırlayamıyor. Kafayı o yana bu yana sallarken birden gökyüzüne bakar ve dolunayı görür. “Ula bu aynaya benzeyi, herhalde Fadime ayna istedi!” der ve bir ayna alır. Eve döner dönmez Fadime’ye aynayı uzatır. Ömründe hiç ayna görmeyen Fadime aynayı alır, şaşkın şaşkın aynanın karşısına geçer. Bakar bakmaz çığlığı basar. Ağlayarak annesinin evine gider. Temel şaşkın, ne olduğunu anlamaz. O da peşinden gider… Fadime’nin anası, “Kizum ne oldi? Temel mi furdi sağa?” Fadime, “Hiç, vursa daha eyi… Sorma benum başuma geleni! Bak! Temel benden daha güzel birini getirdi. Ben mahvoldum!” Anası aynayı alır karşısına koyar ve bakar. Şöyle der, “Sen ağlama kizum! Korkacak pi şey yok! Baksana kocanın getirdiği kocakarının biri!..” (Saffet Çilingir)
172. Oyun
Temel, bir binanın önünde durmuş, arkadaşları da çatıya çıkmış. Temel aşağıdan arkadaşlarına, “Ula sen iki kolunu da yana aç, öyle atla!” demiş. Birincisi atlamış. İkinciye,”Sen sadece sağ kolunu yana aç, öyle atla!” demiş. İkinci de atlamış. Üçüncüye, “Sen iki kolunu yanına yapıştır, öyle atla!” demiş. O da atlamış. Yoldan geçen bir adamın dikkatini çekmiş, sormuş, “Kardeşim siz ne yapıyorsunuz?” demiş. Temel cevap vermiş, ”Tetris oynayruz!..” (Saffet Çilingir)
173. Azrail
Temel 90 yaşına gelmiş. Ölümden çok korkuyormuş. Bir gün yolda giderken Azrail’le karşılasmış. Temel, “Herhalde benim canımı almaya geldi.” diye düşünmüş. Sonra da içinden “Belki de çocuk taklidi yaparsam, çocuk olduğumu zanneder ve uzaklaşır.” diye geçirmiş. Başlamış “Ingaaaa, ıngaaaaa…“ diye bağırmaya. Azrail, yanına gelmiş ve Temel’in kulağına fısıldamış, “Addaa!..” (Melek Mıdıkoğlu)
174. AIDS
Bizim Temel akciğer kanseriymiş. Doktorlar “İki aydan daha fazla yaşaman mucize olur!” demişler ve ümitsiz olduğu için tedaviye son vermişler. Öleceğini anlayan Temel, bütün eşiyle dostuyla helalleşmeye karar vermiş. Fakat bizim Temel gördüğü herkese kendisinin aids hastalığına yakalandığını ve iki ay içinde öleceğini anlatıyor ve helallik istiyormuş. Tabii bunu duyanlar Temel’e helallik veriyorlarmış, ama bir yandan da elini bile son bir defa sıkıp, kucaklaşmaktan kaçınıyorlarmış. Temel’in en iyi arkadası Dursun Temel’in bu yaptığını duyunca hemen onun yanına giderek; “Yahu Temel, anladık sen kanser oldun ölecen, neden millete ‘aids oldum’ diyon? Bak herkesi bir korku sardı!” demiş. Temel de “Tursun, öyle de öleceeez böyle de ölecez; bari karıyı sağlama alayım dedim!..”
175. Tanker
Bir gün Temel sahilde gezerken denizde bir tanker görür. Yanındakine dönüp şöyle der; “Ulan hayvan herifler… Koskoca tankerin üstüne ‘danger’ diye yazmışlar!..” (Hasan Çeliktaş)
176. Gece yatısı
Temel, Cemal’e konukluğa gitmiştir. Gece sağanak yağış başlayınca, Cemal konukseverlik gösterir: “Ula Temel, çok yağmur yağıyor, eve gitme , burada kal.” Temel bunu kabul eder ama biraz sonra ortadan kaybolur. Aradan epeyce zaman geçtikten sonra, kapı çalar, bakarlar sırılsıklam bir biçimde Temel… Cemal çıkışır: “Ula neredesun? Merak ettuk seni!” Temel: “Eve kadar gittim, pijamamı aldum da!..”
177. Şantiye şefi
Temel karayollarında şantiye şefi olmuş. Kar-kış demeden dağlarda koşturuyor. Bir gece arabasıyla şehre inmeye niyetlenmiş ama yolunu kaybetmiş. Bakmış yakında bir ışık var, gidip kapıyı çalmış. Güzel bir hanım çıkmış karşısına. Temel, “Çok özür dilerim hanımefendi, ben karayolları şantiyesinde şefim. Dağda yolumu kaybettim. Bir sakıncası yoksa beni bu gece misafir edebilir misiniz?” demiş. “Tabii…” demiş kadın, ”… buy’run içeri.” Önce Temel’in önüne güzel bir yemek koymuş. Derken sohbet açılmış. Temel dağdaki yalnızlıktan yakınırken, kadın eşi Almanya’da çalıştığı için kendisinin de çok uzun zamandır yalnız olduğunu anlatmış. Sohbet ilerledikçe, üzerine daha rahat bir kıyafet giyen kadın sık sık soruyormuş Temel’e, “Bakın Temel bey, bir kadın ve bir erkek bu evde yalnızız. İstediğiniz bir şey varsa çekinmeyin söyleyin.” Ama Temel’de kadının mesajını anladığını gösterir en ufak bir hareket yok. Kah su istiyormuş, kah çay. Saat gece yarısını geçip Temel artık uyumak istediğini söylediğinde kadın onun yatağını hazırlayıp üzerine yalnızca iç çamaşırıyla dikilmiş karşısına: “Benden istediğiniz bir şey var mı?” Temel, teşekkür edip iyi geceler diledikten sonra vurmuş kafayı uyumuş. Sabah kalktığında kahvaltısı hazır. Ev sahibi hanım da kapının önünde hayvanları yemliyor. Temel bakmış 1 tavuk, 5 tane horoz var. Sormuş: “5 tane horoz 1 tavuğa çok değil mi?” Kadın cevaplamış, ”Siz onların öyle horoz gibi göründüğüne bakmayın. Onların biri gerçek horoz, diğerleri karayollarında şantiye şefidir!..” (Bora Çıracı)
178. Kule
Temel ile Dursun Toronto’ya gelmişler. Temel dünyanın en yüksek kulesi olan CN Tower’ı Dursun’a gösterip; “Burası o kadar yüksek ki, yukarıdan düştüğün zaman aşağıya gelene kadar 3 gün geçer.” Dursun: “Ölür müsün?” diye sorunca, Temel: “Ne zannettin ya! 3 gün yemeden içmeden yaşanır mı?..” (Senem Keskinarslan)
179. Not
Asansör bozulmuş… Kapıcı Temel asansöre not yazmış: “Asansör bozuktur, lütfen yan apartmanınkini kullanınız!..” (Haşim Arıkan)
180. Temel
Temel Dallas’taki Dursun’u görmeye gitmiş. Dursun Temel’i havaalanında karşılamış. Dışarı çıkmışlar. Temel bir bakmış, 10 metre boyunda bir Limuzin! “Uyyy, amma da büyük bu, daa!” Dursun hafifçe gülmüş. “Temel burası Amerika! Burada her şey büyük!” Yola çıkmışlar, Dursun’un çiftliğinin kapısından girmişler. Git git bir türlü eve varamıyorlar. Temel saşkınlık içinde: “Uyy, amma da büyük çiftlik daaa!” Dursun gene hafifçe gülmüş. “Temel burası Amerika! Burada her şey büyük!” Neyse, akşam olmuş, yemek salonuna geçmişler. Salonun ortasında kocaman bir masa. Bir ucunda Temel, bir ucunda Dursun. Temel Dursun’u taa uzaktan zor seçiyor. “Uyy!..” diye bağırmış, “… amma büyük masa, da!” Dursun’un sesi gelmiş “Temel burası Amerika! Burada her şey büyük!” Yemekten sonra Temel’in tuvalete gitmesi gerekmiş. Dursun: “Temel, alt kata in, soldan üçüncü kapı…” diye tarif etmiş. Temel alt kata inmiş ama sol yerine sağdan üçüncü kapıya girmiş. Orası evin havuzunun olduğu yermiş. Her yer karanlık olduğu için Temel elektrik düğmesini ararken havuza düşmüş. Can havliyle bağırmaya başlamış: “Sifonu çekmeyiiin!.. Sifonu çekmeyiiin!..” (Hasan Çeliktaş)
181. Tek far
Temel motorsiklet eğitimi almak için kursa gitmiş. Kursta ‘gece karşıdan tek farlı bir araç geliyorsa bu motosiklettir’ diye öğretmişler.Temel iyi öğrenci. Hemen işi kapmış ve ilk girişte ehliyetini almış. Ancak ilk gece yoluna çıktıktan sonra dönüşü ambulansla olmuş. Hastanede yara bere içindeyken sormuşlar ‘nasıl oldu?’ diye. Temel, “Karşıdan iki tek far geliyordu. Ben de ‘şu iki motorsikletin arasından geçeyim’ dedim!..” (Kanat Gezgen)
182. Temel top atarsa
Temel’i kasabaya imam yapmışlar. Ramazanın ilk günü, akşama doğru herkesin gözü-kulağı top sesinde. Temel de akşam ezanı okumadan önce topçu ile koordinasyon sağlamak için kasabanın top atılan tepesine çıkmış. Görevli “Her şeyi hazırladım.” demiş. Ama bizim Temel sağlamcı. İlla da bizzat kontrol edecek. “Burası nedir? Çalişayi mi, şurasi nedir? Çalişayi mi?” derken top kazara ateş almış. Temel koştura koştura yarım saatte ancak camiye ulaşmış. Son bir güçle şerefeye çıkmış ve sesinin çıktığı kadar bağırmış. ”Ula uşaklar, haçan yarım saat önce patlayan top denemeydu. Sakın olaki orucu bozmayasuz. Taha beş dakika vardır!..” (Sefa Şahin)
183. Asansör
Temel’le oğlu hiç görmedikleri İstanbul’a bir iş için giderler. Küçük köylerinden sonra gördükleri her şeye şaşırır ve hayretler içinde kalırlar. Taksim’de gezerlerken bir otelin içine girerler, bir bakarlar ki demirden duvarlar ve bu duvarlar otomatik olarak açılıp kapanabiliyor. Tabi ki ikisi de şaşırır. Temel’in oğlu fındık babasına sorar: “Buba bu ne ya?” Temel hayatında hiç asansör görmediği için “Oğlum ben böyle bir şeyi hayatımda görmedim, ne olduğunu bilmiyorum!” der. İkisi de büyük bir saşkınlıkla bu duvarlara bakarken 150 kiloluk şişman bir bayan açılan duvarlardan küçük bir odanın içine girer. Duvarlar yine kapanır ve numaralar birer birer yükselmeye başlar. Daha sonra numaralar küçülmeye başlar. Birazdan duvarlar yine açılır ve dışarıya 20 yaşlarında çok güzel ve seksi, sarışın bir bayan çıkar. Temel gözünü bu bayandan ayırmadan oğluna sessizce “Git ananı buraya getur!..” (Veysel Özdemir)
184. Temel takside
Taksinin yokuşta frenleri patlar ve hızla aşağı inmeye başlar. Temel bağırır, “Durdur şu arabayı!” Şoför panik içinde haykırır, “Durduramıyorum!..” Temel: “Hiç değilse taksimetreyi durdur!..” (Müge Serdar)
185. Renk
Temel oğlunun 7. yaş günü için bir tane “pembe panter” almaya karar vermiş. Oyuncakçıya gitmiş ve “Acaba elinizde pembe panter var mı?” demiş. Görevli pembe panteri getirmiş, Temel’e uzatmış. Temel pembe panteri evirmiş, çevirmiş ve: “Bunun başka rengi yok mu?..”
186. Babanın sonu
– Babam öldü!
– Neden öldü?
– Apartmanın sekizinci katının balkonundan düştü.
– Eyvah parçalandı mı?
– Yok!.. Girişteki bakkalın tentesine düşünce oradan havalanıp karşı apartmana yöneldi.
– Apartmana mı çarptı? Nasıl öldü?
– Yok!.. Karşı apartmanın balkonundaki çamaşır ipine vurup, fabrikanın bahçesine düştü.
– Orada mı öldü?
– Yok!.. Fabrika çelik yay fabrikası, bahçedeki yayların üzerine düşüp havalandı yeniden…
– Peki sonra?
– Sonrası ne? Baktık ki yere inmiyor, biz de vurduk onu!..
187. Dördüncü motor
Temel’le Dursun, dört motorlu bir uçakla Trabzon’dan İstanbul’a uçuyorlardı. Birden pilotun anonsu duyuldu: “Sayın yolcular, bir motorumuz arıza yaptı. Ama paniğe gerek yok. Kalan motorlar bizi götürür. Tabii hızımız biraz azalacak. Dolayısıyla yolculuk da biraz uzayacak.” Az sonra bir motor daha durdu. Pilot yine aynı anonsu yaptı: “Yolculuk biraz daha uzayacak…” Sonra bir motor daha… Aynı anons… Temel huzursuzlandı: “Ula bir motor daha durursa, bütün gece burdayız demektur!..” (Kanat Gezgen)
188. Dilbilgisi
Rize Lisesi’nde, dilbilgisi dersindeyiz. Konu: fiil çekimleri ve zamanlar… Orta yaşlı, babacan öğretmen soruyor: “Evleneceğim…” dersem, bu hangi zaman olur?” En arkadan cevap gelir: “Punun zamani geçmiştur öğretmenum!..” (Kanat Gezgen)
189. Temel ile Cemal
Temel ile Cemal bir gün lüks bir otelin lobisinde harika bir hatun görürler. Temel der ki, “Ula Cemal, gidip bi’ bakayım, bu kadından iş çıkar mı?” Temel yaklaşır kadına, sorar:
– Benimle bi’ yemek yer misiniz?
– Bahse girerim şu kapıdaki Mercedes sizin değil.
– Değildir.
– Şöyle iyi durumda bir banka hesabınız da yoktur sanırım.
– Yoktur.
– Karadeniz kıyılarında şöyle iki katlı bir çiftlik eviniz de yoktur herhalde?
– Yoktur.
– Ha’di o zaman çek arabanı!
Temel boynu bükük döner Cemal’ın yanına.
– Ula Cemal, benim Limuzin’i sana versem Mersedes’ini bana verir misin?
– Veririm Temel’im.
– Bi’ telefon etsem kendi bankamda bana hesap açarlar mı?
– Açarlar Temel’im.
– Tamam da, herhalde bizim peder üçüncü katı yıkmama izin vermez!.. (Sökem Gül Şen)
190. Bozma
Kalpazanlar yanlışlıkla 18 milyon liralık banknotlar basmışlar. Bu banknotları nasıl elden çıkaracaklarını düşünürlerken akıllarına bizim Temel gelmiş. Temel’e bir 18 milyonluk banknot uzatıp, bozmasını istemişler. Temel almış parayı, şöyle bir bakmış, “İki dokuzluk mu olsun, yoksa üç altılık mı?..” demiş. (Kanat Gezgen)
191. Zorro
Bir gün Temel’i kaçırmışlar. Zorro da onu kurtarmaya gelmiş. Kaçıran herifi bir iki hareketle devirdikten sonra, Zorro adamın giysilerine kılıçla “Z” harfi çizmis. Temel birkaç dakika hayranlık içinde baktıktan sonra söyle demiş: “Sağol Züpermen!..” (Atila Yetgin)
192. Aptal çinli
Bir çinli, bir zenci ve Temel, ceplerindeki son paraları ile aldıkları şarabı sırayla içerek Kansas caddelerinde ilerlerken bir tabelaya rastlarlar: “Eleman aranıyor.” Zenci, tabelayı görünce heyecanlanır ve işe talip olmak üzere derhal dükkana girer. Dükkandaki adam, kendisine iş soran zenciye aşağılayıcı bir bakış fırlatır ve onu dükkandan çıkartırken: “Biz burada zencileri istemiyoruz!” diye bağırır. Zenci dostunun başarısız olması üzerine bu kez Çinli şansını denemeye karar verir. Ancak sonuç hemen hemen aynıdır: “Sarı derililere iş yok, defol!” Son olarak bizim Temel girer dükkana. Dükkan sahibi Temel’i görünce gülümser ve: “Tamam dostum, yarın saat yedide gel ve işe başla.” diyerek Temel’in omzunu sıvazlar. Üç arkadaş, sevinç içinde evlerine dönerler. Temel, sabah uyanmakta güçlük çekeceği için Çinli’den kendisini uyandırmasını rica eder ve heyecanla uykuya dalar. Zenci ve çinli, ırkçı dükkan sahibine bir oyun oynamaya karar verirler ve Temel uyurken, yüzünü kömürle simsiyah yaparlar. Ertesi sabah çinli, Temel’i tam zamanında uyandırır ve işe yollar. Dükkan sahibi karşısındaki siyah suratlı adamı görünce öfkeyle bağırır: “Defol bur’dan! Sana daha dün söyledim zencilere iş yok diye!” üzüntüyle dükkandan ayrılan Temel, rastladığı bir aynada kendini görünce şaşırır ve şöyle der: “Uyyyy! Aptal Çinliii!.. Yanluş adamı uyandırmuş daaa!..” (Müge Nalbantoğlu)
193. İddia
Temel ile Dursun hararetli bir şekilde iddialaşırlar. Temel: “Ula Dursun ha pen pu pinanun catusundan pi pardak suya paluklama dalarum daa.” Dursun: “Nah dalarsun ula! İmkanu yoktur!” Vardır yoktur bir milyarına iddiaya girer kafadarlar. Temel gider bir bardak su getirir ve kaldırıma koyar. ”İyi izle ula…” der, “… nasul dalacam hamsi cibi!” Dursun ise hala Temel’i umursamamakta, dalgasını geçmektedir. Temel çatıya çıkar, Dursun’a seslenir: ”Ula Dursun iyi izleyesun ha celeyrum!” Kendini boşluğa bırakır. Yere üç beş metre kala Dursun yerdeki bardağa bir tekme sallar: “Geber ula ipne Temel!..” (Kanat Gezgen)
194. Hasta Temel
Temel doktorun yanından çıkınca arkadaşı yanına gelip ne teşhis konulduğunu sorar. Temel, “Sus” işareti yaparak arkadaşının kulağına eğilir ve “Gizli şeker!” der. Arkadaşı; “Tamam da niye kulağıma eğilip söylüyorsun?” deyince, Temel: “Anlamayi misun? Gizli şeker!..” diye cevap verir.
195. Tut şunun ucunu…
Temel çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi, Liverpool Limanı’na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz’e bağırdı: “tut şu halatı…” İngiliz, bir şey anlamadı tabii. Temel, bir daha seslendi: “Ula tut şu halatı…” İngiliz’de yine bir hareket yok. Sonunda Temel, ortaokuldaki İngilizcesini denedi: “Do you speak English?” İngiliz “Yes… Yes…” deyince, Temel bu kez öfkeyle bağırdı: “O zaman tut şu halatun ucuni da!..”
196. Temel’in hasreti
Temel reis, bir deniz kazasından sonra ıssız ve terkedilmiş bir adaya çıkar. Aradan uzun yıllar geçer. Bir gün adanın yakınlarında bir deniz kazası daha olur. Kazadan kurtulan genç ve güzel bir kız yüzerek Temel’in bulunduğu adaya çıkar. Temel koşar ve kıza yardım eder. Genç kız kendisine yardım eden Temel’e anlamlı anlamlı bakar ve güler: “Herhalde yıllardır hasret kaldığınız bir şeye kavuşacaksınız şimdi!..” Temel birden heyecanlanır ve sorar: “Uyy! Yoksa yanunda misir uni mi var?..”
197. Büyük yazar
Küçük Temel, ders çalışırken babasına sordu: “Baba, Orhan Kemal çimdur?” Babası, iç çekerek yanıtladı: “Buyük yazar idi, öldi…” Temel, gözlerini kırpıştırarak söylendi: “Üzüldum… Keşkem biraz ufak yazaydi…”
198. Temel’in rekoru
İki karadenizli sohbet ediyorlar: “Bizum Temel, yüz metreyi 10 saniyenin altında koşayi…” Diğeri hemen itiraz etmiş: “Olmaz oyle şey! Ancak dünya rekortmeni bu kadar hızlı koşabilir!..” “Belki ama, bizum Temel kestirme bi yol biliy…”
199. Temel ve balık
Temel yurt dışında bir göl kenarında oturuyordu. Gölde avlanmak için, ruhsat gerek. Bir gün elinde olta, yem torbasıyla sahile doğru yürürken, bekçi yaklaşıp sordu: “Ruhsatınız var mı?” Temel yanıtladı: ”Paluk tutmayrum çi…” Görevli “Ama tutacaksınız?” Temel’den bir yanıt daha: “Pelçi tutarum, pelçim tutmam daa!..” Temel göle ulaştı. Kıyıya oturdu, oltaya yem taktı ve suya attı. Cebinden ruhsatı çıkardı: ”Şimdi tutayrum!..” (Fatma Demirdöven)
200. Aynen öyle oldu
Dursun, bir poker oyunu sırasında fazla heyecana dayanamamış ve kalp krizi geçirip ölmüştü. Karısına haber verme işini, yakın arkadaşı Temel’e yüklediler. Temel kapıyı çaldı, karşısına çıkan taze dul Fadime’ye:
– Ben kahveden, Dursun’un yanından celiyrum…
– Yoksa gene mi kumar oynayi?…
– Hee, oynaydi…
– Gene paralari verdi kumara değil mi?
– He, gene verdi…
– Gebersun oyleyse!
– He, o da oyle etti…
201. Doktorda
Temel karısı ile birlikte doktora gitmiş, derdini uzun uzun anlatmış… Sözünü bitirdiğinde, doktor önüne kayıt defterini çekerek bizimkine sormuş:
– Nerelisiniz?
Temel, doktora dik dik baktıktan sonra karısına dönmüş:
– Yürü hanum, cidelum!..
– Ne oldi? Niye cidiyruk?
– Ula bi’ saat koniştuk, herif nereli olduğumuzi anlamadi. Hastaluğumuzi nasıl anlayacak?
202. Çamaşır
Çoğunluğunu lazların teşkil ettiği komando bölüğü 10 gündür ormanda, çamurda, aç susuz, pislik içinde eğitim yapmaktadır. Onbirinci gün komutan çavuş Dursun’u çağırır “Çavuş,10 gündür bölük gayet iyi bir performans gösterdi. Biz de onları ödüllendirelim. Bugün çamaşır değiştirebilirler artık.” Dursun “Başüstüne komitanum.” Dursun çavuş bir heves koşarak bölüğü toplar “Sizlere çok sevineceğunuz bir haber cetirdum. Komitan izin verdi, bugün erat çamaşır değiştirecek, sıraya geçin değiştirun. Temel sen İdris’le, İsmail sen Kemal’la, Sadık sen Cemal’la!..“ (Kanat Gezgen)
203. At yarışı
Temel hayatında ilk defa at yarışlarına gidiyor ve bu konuda bilgisi olmadığı için, yarışta hiç şansı olmayan bir ata büyük bir bahis oynuyor. Derken yarış başlıyor. Daha startla birlikte Temel’in atı en geride. Önde çekişen diğer atlara oynayan kişiler ayakta ve bağırıp çağırıyorlar. Temel’de ses yok. Nasıl olsun ki, onun atı en arkada. Fakat, karadeniz uşağı kolay kolay yenilgiyi kabul eder mi… Temel de ayağa kalkıyor ve başlıyor bağırmaya; “Hey yavrum hey… Ata bak ata!.. Katti önüne hepsini kötiriy!..” (Fatma Demirdöven)
204. Laz virüsü
“Merhaba! Ben bir laz virüsüyüm. Lütfen beni adres listenizdeki tüm kişilere yollayın. Sonra hard diskinizdeki tüm dosyaları silin.” (İnanç Civelekoğlu)
205. Şikayet
Temel’e bir işe girmek için sağlık raporu lazım olmuş. Gitmiş tam teşekküllü bir hastaneye. Epey muayeneden sonra doktor sormuş. “Kulaklarınızdan ya da burnunuzdan bir şikayetiniz var mı?” diye. “He ya…Fanilamı çıkarırken çok zorlanıyorum!..” (Müge Serdar)
206. Kaset
Şehirlerarası yolculuk sırasında, hemen şoförün arkasında oturan Temel, şoföre seslenmiş: “Kaptan, sekiz saattir yol alıyoruz, bu teyp de devamlı çalıyor. Kafamız şişti daa!” Şoför nazik: “İsterseniz kapatabilirim.” Temel’den başka öneri gelmiş: “Yok, kapatma… Bi’ boş kaset koysan da kafamızı dinlesek!..” (Sibel Ataç)
207. Reçete sart
Eczacı Temel gece nöbetindeyken, kapıdan giren eli tabancalı soyguncu “Çabuk kasayı boşalt!..” Temel istifini bozmadan cevapladı: “Kusura pakmayun, reçete olmadan bir şey veremeyruk!..” (Mehmet Çokan)
208. Tavla
– Ula Cemal’le küs misun? Artuk tavla oynamaysunuz!
– Ula sen olsan, pul çalan, zar tutan, kapı atlayan birisi ile tavla oynar misun?
– Oynamam…
– O da onun içun oynamayi işte…
209. Sülale
Temel, arkadasi İdris’e havasını atıyormuş: “Haçan penum büyük dedem Rus Harbi’nde Ruslar’a karşı savaştı. Dedem Çanakkale Harbi’nde İnciluzlere karşı savaştı. Babam Kurtuliş Savaşı’nda Yunan’a karşı savaştı. Ben de Kore’de Koreliler’e karşı savaştım!..” İdris atılmış: “Ula, haçan senun de ne geçimsuz sülalen varimuş!..” (Aydın Sun)
210. Foto Temel
Temel arkadaşlarından yanık ampuller toplamaya başlar. Soranlara da, “Fotoğrafçı olmaya karar verdum. Ha punlar ‘karanluk oda’ için lazımdur daa!..” der.
211. Güzel dul
Temel’e “Hani sen güzel bir dulla evlenecektin, ne oldu?” diye sormuşlar. “Kocasinun ölmesinu pekleyrum!..” demiş. (Şeyda Günaydın)
212. Siyah ve beyaz
Temel ile Dursun Teksas’talar. Geceyi geçirmek için yol üzerindeki bir hana gelirler. Atlarını bağlayıp tam içeri gireceklerken, Temel Dursun’a döner: “Biz iyi yaptık bağladık bu atları da, sabah nereden bileceğiz, hangi at kimin?” Dursun düşünür, “Haklısın…” der Temel’e, “… en iyisi benim atın kuyruğunun yarısını keselim, böylece sabah karıştırmayız.” Bu sırada, hanın sahibi konuşmaları duyar, “Bak sen şu işe!” diye geçirir içinden. Dursun keser kuyruğun yarısını, sonra odalarına çekilirler. Ancak muzip hancı, gece gider ve diğer atın da kuyruğunu keser. Sabah iki kafadar, atların yanına gelirler, kuyruklar aynı boydadır. “Ne olacak şimdi?” diye tartışırlar, ama sonuç çıkmaz. “İyisi mi…” der Temel, “… vakit kaybetmeyelim, birini sen al birini ben. Yapacak bir şey yok.” Günler geçer. Her akşam yine aynı şekilde, önce kuyrukların tamamı gider, sırayla yeleler, kulaklar… Bir sabah yine her şeyin eşit olduğunu gören Temel can sıkıntısı içinde Dursun’a döner: “Dursun, bu işin sonu yok, bu gidişle atlar telef olacak, iyisi mi bundan sonra siyah atı sen al, beyaz atı ben…” (Yusuf Polat)
213. Nice eşekler almış
Temel siyasete girmeye karar vermiş. Bir partiden milletvekili seçilince her yerden tebrik-takdir yanında hediyeler de almış. Bir üniversiteden de doktora payesi vermek istemişler. Temel gayet memnun kabul etmiş. Üniversitede güzel bir törenle doktora cübbesini giymiş. Tören gecesi eve döndüğünde Fadime: “Sen doktor oldun, ben de olmak istiyorum!” diye tutturmuş. Temel: “Hanım yapma, etme.” demiş, dinletememiş. Gitmiş üniversite rektörüne rica etmiş. O da: “Ne demek efendim, hanımınıza doktora payesi vermek bizim için bir şereftir!” demiş. Hanımı da doktor olmuş. Ancak eve döndüklerinde yine tutturmuş. “Temel…” demiş, “… şimdi ikimiz de doktor olduk ancak, devamlı bindiğimiz atımızdan ben hicap duyuyorum. Her ikimiz de üstüne doktor sıfatıyla bineceğiz; o bundan neden mahrum olsun ki? Ona da doktora payesi alalım.” Temel ne kadar “Olmaz” dese de hanımını ikna edememiş. Tekrar rektöre gitmiş. Rica etmiş: “Bizim hanım böyle böyle söylüyor, yapabilir miyiz?” diye. Bunun üzerine rektör: “Ne demek Temel bey; biz buradan nice eşeklere doktora veriyoruz, ata niye vermeyelim!..”
214. Feryat
Temel acil kurtarma servisinde çalışıyormuş. Bunlara otobüs kazası ihbarı gelmiş ve atlayıp gitmişler.. Bir de ne görsünler her yer ölü, yaralı… Temel hemen takımlarını almış ve bas bas bağıran bir yaralının yanına gitmiş. Adamın iki bacağı da kırık ve feryadın bini bin para. Temel çok sinirlenmiş “Yahu, bu kadar feryat edecek ne var? Senin yalnızca iki bacağın kırık. Baksana şunlara; onlar ölmüş, hiç bağırıyorlar mı?” (Murat Selman)
215. Tekrar dene
Temel ile Dursun promosyonlu meşrubat alırlar. Meşrubatı açan Temel hemen kapağa bakar: ”Tekrar deneyin!” Kapağı kapayıp yeniden açar ve okur: ”Tekrar deneyin!” En sonunda sinirlenen Temel: ”Ha punlar pizi kandıriy! İki saattir deneyrum hala pi’ şey çıkmadı!..” (Reyhan Boztaş)
216. Sahipsiz
Yargıç, otomobil çalmak suçundan sanık olarak karşısına getirilen Temel’e sordu: “Otomobil çalmışsın, bunu neden yaptın söyler misin? Temel; “Sahibi yok sanmiştum!” Yargıç; “Peki, sahibi olmadığı kanısına nereden vardın?” Temel; “Mezarluğun önine parketmiştu da!..” (Cenk Mutlu)
218. Temel ve hamsi
Temel giyim eşyası satan bir dükkan açmış; tabelayı asmış: ”Temel ve Hamsi” Dostları “Bu nasıl isim yahu?” diye sorunca, ”Niye?..” demiş Temel “… ‘Paul & Shark’ oluyor ama!..”
219. Dünya tükürük şampiyonu
Temel Almanya’ya işçi olarak çalışmaya gider. Uçaktaki koltuğunun hemen yanında dünya tükürük şampiyonu oturmaktadır. Adam bir tükürür ve tükrük Temel’in kulağının yanından mermi gibi geçer. Adam: ”Ben 96 olimpiyatları dünya şampiyonu Almanya’dan Hans…” der. Temel şaşırır. Bir müddet sonra adam bir daha tükürür ve tükürük Temel’in kafasını sıyırarak gider. Hans: ”Ben 2000 dünya tükrük şampiyonu Hans!” der. Temel artık dayanamaz ve Hans’ın suratının ortasına tükürür. Temel: ”Acemiyim daa!..” (Kanat Gezgen)
220. Örgü
Temel: “Amma da hızlı örüyorsun!” Fadime: “Hızlı davranmak zorundayım. Yün bitmeden kazağı örmem gerekiyor!..” (Şeyda Günaydın)
221. Sigara
İdris hocalıktan da anlar, ara sıra camilerde vaaz bile verir. Bir gün vaaz sırasında sorarlar:
– Hocam, sigara haram mı, helal mi?
– Haram ise yakayruz, helal ise içeyruz da!..
222. Şampuan
Temel duş almaya girer, şampuanı saçına boşaltıp ovalamaya başlar. Sırtını keselemeye gelen annesi sorar: “Oğlum kafanı ıslatmayacak mısın?” Temel; “Yok anne, bu şampuan kuru saçlar içinmiş!..” (Korhan Töre)
223. Nereden
Temel’e sordular: “Ünlü olduğunuzu ne zaman anladınız?” Temel düşündü ve yanıtladı: “Bir gece eve geldim. Anahtarı bir türlü bulamadım. Çok sıkışmıştım. Evin duvarına döndüğümde, yoldan geçen biri ‘Utanmıyor musun Temel’in duvarına işemeye’ diye bağırdı.” (Erkin Usman)
224. Trabzon’da bir hakem
Adamın biri ölüp cennetin kapısına dayandığında, baş melek durdurur onu. “İçeri almadan önce sorularıma cevap vermelisin. Hayatın boyunca tam anlamıyla iyi bir iş yaptın mı, bakalım?” Adamcağız uzun uzun düşünür, hafızasını zorlar, ama ne yazık ki yaptığı iyi bir şeyi hatırlayamaz. Melek tekrar sorar; “Peki, bari söyle, hiç cesaret gerektiren bir sey yaptın mı hayatında?” Adam hemen atılır gururla; “Yaptım, tabii!” Melek; “Anlat bakalım, neymiş bu cesur iş?” Adam anlatmaya başlar. “Ben futbol hakemiydim. Trabzon’da bir Trabzonspor-Fenerbahçe maçını yönetiyordum. Maçın son dakikasında Trabzon aleyhine penaltı çaldım.” Melek; “Vay canına, gerçekten cesurmuşsun sen. Ha’di geç bakalım!” Cennetin kapıları açılır. Bizim hakem tam geçecekken, melek merak eder: “Ne zaman olmuştu bu maç?” Hakem saatine bakar; “Aşağı yukarı üç dakika oluyor biteli!..”
225. Yangın
Temel ile Dursun Amerika’da itfaiye teşkilatına girerler. Bir gün yangın ihbarı alınır. Çok katlı bir binada yangın çıkmıştır. İtfaiyeci merdiveni çalışmaz. Temel yukarı çıkar. Dursun aşağıda kalır. Temel aşağıda bekleyen Dursun’un kucağına çocukları atmaya başlar. Temel atar, Dursun tutar, kaldırıma koyar. Bir çocuk, iki çocuk, üç çocuk, derken beşinci zenci çocuktur. Temel bırakır, Dursun yakalamak için kollarını açmaz. Çocuk yerde dağılır. Tekrar at, tut kenara koy, tut at kenara koy. Temel yine zenci çocuk atar. Dursun yine tutmaz. Çocuk yerde haşat olur. Dursun yukarı bağırır: “Yanıkları atarak vakit kaybetme!..”
226. Nereli?
Temel’e nereli olduğunu sormuşlar.
– Yarı yarıya Trabzonlu’yum.
– Ne demek yarı yarıya? Annen mi İstanbullu?
– Yoo!.. Trabzon’dan çıktığımda kırk beş çiloydum şimdi toksan çiloyum.
227. Kanun
Temel’e anlatıyorlardı.
– Yerçekimi kanunu olmasa herkes havada uçacaktı.
– Uyy uşağum!.. Peçi pu kanun ne zaman kabul edildi?
228. Temel Afganistan‘da
Temel paraşütle inerken aşağıdan yükselen Cemal’i görmüş;
– Nereden celeysun?
– Cephanelikten!.. (Cenk Mutlu)
229. Kuzu
Bir inşaata amele alınacaktır. Alınacak elemanları kalfa Cemal’in seçmesi istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir.
– Pize 1 kişi lazımdur. Pu nedenle sizu imtihan edeceğum.
Bir ara gözü Temel’e ilişir. Burnundan tanımıştır. Hemşehrisini işe almak ister. Önce Temel’i sınava alır ve sorar;
– Hemşerum söyle baa bakalum.. Sana 3 kuzu verdum, sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi?
– 6 tane oldi.
– Tabi bu soru biraz zor oldu. Piraz taha kolayini sorayum. Sana 2 kuzu verdum, sonra 1 tane taha verdum kaç kuzi oldi?
– Tört kuzi oldi.
– Peçi 1 kuzi verdim, sonra bir kuzi taha verdum kaç etti?
– Uç etti.
Bunun üzerine Cemal iki tokat çakar ve tekrar sorar;
– Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi?
– İçi tane.
Cemal iyice sinirlenir ve Temel’i iyice döver.
– Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sende tam salakmişsun. Ula sağa pir kuzi vermişsem pir kuzin olur anladun mi?
– Olir mi?.. Penum evde bir kuzi de kendumin var!..
230. Yemez tabi!
Temel’in tabağındaki balığa elini dahi sürmeden dik dik baktığını gören garson sorar:
– Balığınızı neden yemiyorsunuz?
– Şimdilik onunla konuşuyorum.
– Dilinden anlıyor musunuz bari?
– Elbet anlıyorum.
– Peki ne söylediniz ona?
– Üç gün önce denizde düşürdüğüm ayakkabılarımı görüp görmediğini sordum!
– Ne dedi?
– “Nasıl bileyim. Ben yirmi gün evvel denizden çıktım!” dedi!.. (Müge Serdar)
231. Eczane
Temel ile Cemal ortak bir eczane açmışlar. Temel kurnaz ya, ilaç haricinde çokça da saf su almış. Cemal merakla sormuş:
– Ula Temel, ha bu saf suları ne yapacağuz?
– Uyy Cemal hiç düşünmey misun, okuyamadığımız reçeteler için hangi ilacı vereceğiz? Onlari poş mi çevirelum?..
232. Ameliyat
Temel ameliyat olacaktır. Kendisini ameliyat odasına alırlar. Operatör, narkozcu ve yardımcılar içeri girerler. Tam narkoz verecekleri sırada Temel operatöre bakar ve bağırır: “Doktor, çıkar o maskeyi. Tanıdım seni!..” (Ercan Ergül)
233. Adamı gören var mı?
Temel 55 yaşına kadar canını dişine takmış, çalışmıştı. Pastacı çıraklığı ile başladığı hayata, pastane sahibi olarak devam etmiş, yetenekleri ve becerisi sayesinde Türkiye’nin en ünlü pastanesinin sahibi olmuş, milyarlar kazanmıştı. Bir gün karısına “Paraları mezara götürecek halimiz yok. Kendimize yeni ve rahat bir hayat seçtim.” dedi. “Bizim oradaki hemşerilerle konuştum. Her şeyi iyice öğrendim. Kaliforniya’ya gideceğiz. Kazandığım para bize ömrümüzün sonuna kadar yeter. Çocuklar da güzel üniversitelerde okurlar.” Temel, neyi var, neyin yok sattı. Paralarını dolara çevirdi. Bir milyon doları olmuştu. Karısını yanına aldı. Uçağa binip Los Angeles’e uçtular. Uçsuz bucaksız Nevada çölleri üzerinde uçarken, motorda bir arıza belirdi. Las Vegas’a zorunlu iniş yapmak zorunda kaldılar. Uçak şirketi görevlileri “Buranın en lüks otelinde, şirketimizin konuğu olarak kalacaksınız. Yalnız bu kentin Las Vegas olduğunu unutmayın. Kumar oynarsanız eğer, kendi hesabınıza.” dediler. “Kumar mı?” dedi Temel karısına, “Kumardan kazanmayı düşünen kafayı yemiş olmalı. Allah göstermesin.” Ama bir kez şansını denemek için rulete 500 dolarlık fiş atmaktan da kendini alamadı. Arkası çorap söküğü gibi geldi. Temel her şeyini rulet masasında bıraktı. Rulet başında nefes almadan geçirdiği saatler sırasında fena halde de sıkıştığını hissetti. Hızla tuvalete koştu. Tuvalet kapıları otomatikti. 25 sentlik bozuk para atılınca açılıyordu. Oysa Temel’de metelik kalmamıştı. Sıkıntı içinde dolanırken, oradan geçen biri, avucuna bir 25 sentlik sıkıştırdı. Bu konularda deneyimliydi. Temel’in başına gelenleri anlamıştı. Temel “Çok iyi bir insansınız. Bu iyiliğinizi hayat boyu unutmayacağım. Bana lütfen kartınızı verin. Bu borcumu da size ödeyeceğim.” dedi. Kartı aldı, cebine attı. Tuvalete döndüğünde kapıyı açık buldu. İçeri girdi, rahatladı, çıktı. Elinde kalan 25 sentle yürürken karşısına tek kollu canavar çıktı. Parayı deliğe attı, kolu çekti ve bir şangırtı… Temel bir kova dolusu 25 sent kazanmıştı. Bunları fişe çevirdi, rulet masasına döndü. Gerisi peri masalı. İki saat içinde tam 2 milyon doları olmuştu. İki ay sonra yeni Kaliforniyalı Temel, boş oturmanın kendisine göre bir iş olmadığını farketti. Elinden gelen tek iş pastacılıktı. Parası da vardı. Bir pastane açtı. Pastalari öylesine tutuldu ki, önce Los Angeles’a, sonra Kaliforniya’ya, sonra da tüm Amerika’ya yayıldı Temel Pastaneleri. Bir kaç yıl sonra, Temel, Amerika’nın en zengin adamları arasına girdi. Temel Pastaneleri’nin onuncu yılı dolayısıyla büyük bir gece düzenlendi. Şirketin en gözde elemanları ile, ünlü konuklar bir araya geldiler. Temel yemeğin sonunda konuşma yapmak için kürsüye çıktı. Başına gelenleri anlattı, “Bütün bu başarıyı ve bu serveti bir tek kişiye borçluyum. O kişiyi bulana kadar, işte size söz veriyorum, gerekirse Amerika’daki her taşın altına bakacağım.” Şirketin genel müdürü sordu: “Ama Temel bey, size 25 sent borç veren adamın kartını aldığınızı söylemiştiniz. Adı, adresi sizde olmalı zaten.” “Bana 25 sent veren umurumda değil” dedi Temel, “Ben, tuvaletin kapısını açık bırakan adamı arıyorum!” (Şeyda Günaydın)
234. Lazlar
Temel, Londra’da otelin birinin odasında kara kara düşünüyor: “Ben aşağıdan içki isterken laz olduğum anlaşılır mı acaba?” Geçiyor aynanın karşısına ve prova yapıyor; “Bana bir fisku… Yok böyle anlarlar! Bana bir raki… Yok, öyle de anlarlar. Bana bir bira…. Tamam böyle iyi, anlamazlar.” Aşağıya iniyor, masaya dirseklerini dayıyor ve sesleniyor: “Barmen bana bir bira.” Barmen Temel’i biraz süzdükten sonra soruyor: “Birader sen laz mısın?” Temel: “Nasıl anladınız?” diye sorunca; Barmen: “Bütün lazlar bira istiyor da!…”
235. Hastalık
Temel’in ineği hastalamış. Hangi veterinere götürmüşse bir türlü iyileşmemiş inek. Temel biçare bir şekilde düşünürken ellerini açıp Allah’a yalvarmış; “Yarabbi sen ineğimi iyi et. İyi edersen 15 gün oruç tutarım.” diye. Bu hayvan iki günden fazla yaşamaz diyen veterinerlere rağmen inek iyileşmiş. Bizim Temel 15 gün oruç tutmuş. 16. gün inek ölmüş. Temel ne yapacağını şaşırmış. İnek ölü. Havadan 15 gün de tutulan oruç. Ellerini açmış “Yarabbi sen sanıyorsun ki ‘Temel aptaldır!’ Hiç itiraz kabul etmem. İneği kurbana sayar, tuttuğum oruçları da Ramazan’dan düşerim hiç kusura bakma.” (Fadime Sarıcan)
236. Kim
Dilbilgisi dersiydi. Ögretmen çocuklara sordu: “Çocuklar… ‘Ben bağırmadım, sen bağırmadın, o bağırmadı’ deyince ne anlarsınız?” Ögretmen çok parmak beklerken kimse parmak kaldırmadı. Neden sonra Temel parmak kaldırdı: “Telaşa gerek yoktur, kimse bağırmamıştur!..”
237. Tünel
Trende Temel ile çok güzel bir sarışın hanım aynı kompartımanda yolculuk ediyorlarmış. Temel “Korkma…” demiş, “… birazdan tünele gireceğiz. Ama ağzındaki sigarayı çıkar!” (Eyüp Karadayı/Ayıptır Söylemesi)
238. Tavuk
Temel, sofradaki tavuğa eliyle girişince Fadime sinirlenmiş ve nasıl yemesi gerektiğini anlatmış. Bunun üzerine Temel bir eline çatal, bir eline bıçak almış ve sormuş: “Peki tavuğu nasıl tutacağım?” (Eyüp Karadayı/Ayıptır Söylemesi)
239. Uyuz
Ev halkı uyuz olmuş. Herkes sıkıntı içinde kaşınırken babası Dursun’a “Git…” demiş, “… eczaneden uyuz ilacı al. Ama sakın eve aldığını söyleme, herkese rezil oluruz… Hediyeliktir dersin!..” (Eyüp Karadayı/Ayıptır Söylemesi)
240. Deneme
5 litrelik pet şişedeki suyu bir dikişte içeceğine dair arkadaşlarıyla iddiaya giren Temel; “Bana 5 dakika müsaade eder misinuz?” diye izin istiyor… Arkadaşları peki deyip bekliyorlar. 5 dakika sonra Temel geliyor. Merak eden arkadaşları soruyor: “Nereye gittin Temel?” Temel; “Hiiççç, denedum, içepileyrum!..”
241. Akıl
Temel ile Dursun konuşuyorlarmış. Temel Dursun’a sormuş. “Ula, Dursun sence insanlar mı daha akillu, yoksa hayvanlar mu?” Dursun hiç duraksamadan cevap vermiş. “Tabii ki hayvanlar daha akillu. Bizim Karabaş ben ne dersem anlayor, ama ben o ne derse anlamayrum!..”
242. Savaş Gemisi
Temel ile Amerikalı sohbet ediyorlarmış. Amerikalı Temel’e “Bana bir kalıp çelik ver, sana kocaman bir savaş gemisi yapayım” demiş. Temel de cevap olarak; “Sen de bana kız kardeşini ver, o geminin mürettebatını yapayım!..” demiş.
243. Merdiven
Hakim Temel’e sorar: ”Davacıyı merdivenden ittin mi?” Temel yanıtlar: ”Sadece bir basamak ittim. Diğerlerinden kendisi düştü!..” (Bekir Çil)
244. Aslan yürekli Temel
Temel hayvanat bahçesinde gezerken açık bulduğu bir kafesten içeri dalmış. Görevliler panik içerinde arkasından bağırmışlar; “Hoop, dur ne yapıyorsun? Orası aslanın kafesi!” Temel geri dönmüs, görevlilere şöyle bir bakıp, “Sankim aslanınızı yeduk!..”
245. Biletçi Temel
Temel, hayır kurumu yararına bilet satıyor. Cimri zenginin yanına gidiyor. Zengin; “Katılmayacağım ama ruhum sizinle beraber olacak!” diyor. Temel; “Beş, on, onbeş milyonluk piletlerimiz var. Ruhunuzun nerede oturmasını isteysunuz?..”
246. İşsizlik
Temel bir gün Trabzon’da İş ve İşçi Bulma Kurumu’na gider. Memur; “Daha önce ne tip işlerle uğraştınız?” Temel; “Kaplan avcısıyım…” Memur; “Trabzon’da kaplan ne gezer be adam?” Temel; “Ula ben de onun için işsizum ya!..”
247. Kutlama
Temel’in annesi ölmüş. Cenaze namazında bir kenarda duruyormuş. Soranlara; “Pen cenaze namazı kılmasını pilmeyrum.” diyormuş. Bir müddet sonra kayınvalidesi ölmüş. Namazda Temel’i en ön sırada görenler; “Hani sen cenaze namazı bilmezdin?” Temel; “Pu cenaze namazu teğil çi, payram namazu!..”
248. Büdü
Temel’in oğlu olmuş ve isim koyması için imamın yanına gitmiş;
– Hocam şu pizum oğlana bi isim koyar misun?
– Temel şimdi çok işim var. Sen git Kuran’dan bi isim bul koy…
Neyse Temel gidip bir isim bulmuş ve koymuş. Temel ertesi gün yolda yürürken hocaya rastlamış. Hoca sormuş;
– Ne isim koydun oğluna?
– Büdü koydum hocam…
– Kuran’da Büdü diye bir isim var mı?
– Hocam iyyakenabüdü var ya…
249. Nick
Temel sürekli chat yapıyor, Dursun’a da öğretmiyormuş. Bir gün Temel internetten bir kız ayarlamış ve Dursun’a; “Ben yengenle buluşmaya gideyrum.” demiş. Dursun; “Hiç görmediğin birini nasıl tanıyacaksun?” Temel; “Yakama kırmızı karanfil takarum.” Neyse Temel buluşmaya gitmiş. Yarım saat sonra Dursun da Temel’in gittiği kafeye gitmiş, bir de ne görsün! Temel ve yanında 200 kiloluk bir kadın. Temel’i çağırmış. “Temel olim pu midur yengemuz?” Temel; “He Dursun, nikune kandum nikune…”
250. Gökdelen
Temel bir gökdelenin camlarını temizliyormuş. Birden ayağı kaymış ve seksenyedinci kattan aşağı düşmüş. Bütün katları jet gibi geçerek düşüyormuş. 59, 58, 57, 56, 45, 44… Temel tam birinci kata geldiğinde aklından şunlar geçmiş; “Buraya kadar sağ salim geldim. Buradan sonra düşsem de birşey olmaz!..”
251. Dirseğinle
Dursun ev almış. Temel’i aramış, haber vermiş. Temel, adresi istemiş. Dursun başlamış anlatmaya; “Otobüsten in, Kaya Sokaği bul. Ondan sonracığıma 5 numaralu apartmanu bul. 8 numaralı daireyi bul, sonra dirseğinle zile bas!” Temel şaşırmış; “Ula Dursun, her şeyi anladım da niye zile dirseğimle basıyom? Dursun; “Ee… Elin dolu olacak herhalde o yüzden tabii!..”
252. Kale
Teknik direktör ilk yarı sonrası soyunma odasında oyuncusuna sordu; “Neden kendi kalene gol attın?” Oyuncu cevap verdi; “Lanet olası kaleler birbirine o kadar çok benziyor ki!..”
253. Giriş çıkışlar
Temel hapisanede gardiyanmış. Bir gün bir suçlu kaçmış. Başgardiyan hemen Temel`i yanına çağırmış ve; “Hemen tüm çıkışların tutulmasını sağla” demiş. Ancak buna rağmen suçlu hapisaneden kaçmayı başarmış. Başgardiyan Temel`i tekrar yanına çağırtmış ve “Ben sana bütün çıkışları tutulmasını sağla demedim mi?” Temel; “Efendim, biz tüm çıkışları tuttuk, ancak o uyanık girişlerin birinden kaçtı sanırım…”
254. Yaylalar Yaylalar
Temel, gece vakti mezarlıktan geçmek zorundadır, ama çok korkar. Arkadaşları “Korkma yahu” derler. “Mezarlıktan geçerken şarkı söylersin; hiçbir şey olmaz.” Temel çaresiz bu öneriyi kabul edip mezarlığa girer. Zifiri bir karanlık, Temel korku içinde ve başlar bir türkü söylemeye; “Ay akşamdan ışıktır!” Hemen ardından müthiş bir koro; “Yaaaylalar, yaylalar!..”
255. Kurnaz Temel
Tembel Temel askerde. Sabah içtimasından kaytarıp bir ağacın altına yatar. Ancak biraz sonra yakalanır. Komutan yanına çağırır. “Mesleğin nedir?” Temel; “İnşaat kalfaluğu yapayrum komutanım.” Komutan; “Ha demek öyle. Peki sen inşaatta yanında çalışan bir işçiyi böyle yatarken yakalarsan ne ederdin?” Temel fırsatı kaçırmaz; “Hemen, hiç düşünmeden işine son verir, evine gönderürdüm komitanum!..”
256. Paraşüt
Temel spor malzemeleri satan bir işyeri açmış. Bir müşteri paraşüt sormuş;
– Sağlam mı, düğmesine basınca açılır mı?
– Açılmassa getirun hemşerim anında değiştiralum…
257. Kekeme Temel
Kekeme olan kitap satıcısı Temel kapı kapı dolaşıp kitap satıyormuş. Her sabah çantasına 50 kitap koyuyor, akşama kadar da hepsini satıyormuş. Bir gün patronu “Yaa Temel sen bu işi nasıl beceriyorsun? Diğer satıcılar günde en fazla 10 tane satıyor!” diye sormuş. Temel de kekeleyerek cevap vermiş “Çok basit. Önce kapıyı çalıyorum. Kapıyı açana da ‘kitap almak ister misiniz, yoksa size okuyayım mı?’ diye soruyorum!..” demiş.
258. Solomon ve Temel
Salomon’la Temel aynı yerde çalışıyormuş. Bir gün Solomon demiş ki Temel’e; “Ben ara sıra işten kaytarmanın yolunu bilirim…” Temel “Nasıl?..” diye sorunca Solomon evrak dolabını odanın ortasına çekmiş. Üstüne çıkmış, iki eli ile kocaman şamdana asılmış. “Dolabı çek ve bekle” demiş… Az sonra patron girmiş odaya.
– Bu ne?..
– Ben bir ampulüm!
– Senin biraz dinlenme zamanın gelmiş… Yürü evine!..
Solomon çıkarken Temel de takılmış peşine. Patron gürlemiş;
– Hey dur!.. Sen nereye?
– Karanlıkta çalışamam ki!..
259. Saptama
Filozof Temel “İnsanlar üçe ayrılır: Sayı saymasını bilenler, sayı saymasını bilmeyenler!..”
260. Akıl hapı
Temel kendisinin akıllı olmadığından yakınırmış Dursun’a. Dursun Temel’in haline dayanamamış ve demiş ki “Ula hemşerim, dert ettuğun şeye bak. Bende akıllandırma hapu var.” Temel hemen vakit geçirmeden iki tane yutmuş. Bakmış akıllandığı yok, “Yahu Tursun… Daha ben akıllanmamişum birkaç akıl hapı daha ver!” demiş. Dursun: “Uy Temel, sen yanlış kullanıyorsun hapları. Ha bu defa üç tane al fakat ağzında ez ve daha sonra yut!” demiş. Temel aynısını uygulamış ve demiş “Ula Dursun bu hapların tadı tavşan pisliğine penziyor daa!” Dursun: “Uyy Temel, aha şimdi akıllanmaya başladın!..”
261. Cehennem
Temel ölmüş, cehenneme gitmiş, sille tokat karşılamışlar. “Pöyle yaparsanuz hiç cimse çelmez!..” demiş.
262. Siper
Lazlar’la Kürtler savaşa tutuşmuş. İki taraf da boşa mermi yakıyorlar. Kürtler’in aklına bir çare geliyor. “Temel!” diye bağırıyorlar. Yaklaşık 100 kişi “Kim o?” diye siperden çıkınca Kaleşnikof kurşunlarına hedef oluyor. Lazlar karşılık olarak “Vakkas!” diye bağrıyorlar, ses yok. Yeniden bağrıyorlar, yok. En sonunda hepsi birden bağırıyor. Karşıdan; “Kim o Vakkas’ı çağıran?” Lazların tümü ayağa kalkıyor “Biziz!..” (Erdal Uç)
263. Anons
Temel ile Fadime, tayinleri nedeniyle Erzurum’a taşınırlar. Malum, Erzurum bol kar yağan bir yer… Kar yağdığı bir gün akşam üzeri belediye hoparlöründen bir anons, “Sayın sokak sakinleri, lütfen arabalarınızı sokağın sol tarafına park edin, sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecek!” Temel, evden çıkar ve arabasını sokağın sol tarafına park eder. Ertesi akşam, yine belediye hoparlöründen bir anons, “Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sağ tarafına park ediniz, sokağın boş bırakılan tarafındaki karlar temizlenecektir!” Temel yine dışarı çıkar ve arabasını sokağın sağ tarafına parkeder. Ancak bu arada kar yağmaya da devam etmektedir… Bunun sonucu olarak sokakların her gün temizlenmesi gerekmektedir.. Nitekim 3. günün akşamı yine bir anons, “Sayın sokak sakinleri, lütfen arabalarınızı sokağın …… tarafına park ediniz, sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecek!” Ancak anons sırasında seste bir kopukluk olduğu için ne Temel ne de Fadime arabaların sokağın hangi tarafına park edileceğini anlayamamışlardır. Uzun bir süre sokağın hangi tarafına park edecekleri konusunda tartışırlar ve bir türlü bir karara varamazlar. En sonunda Fadime, “Ula Temel…” der, “… madem, arabanın sokağın hangi tarafına park edileceğini anlamadık, bugün de araba garajda kalsın, boşver anonsu!..” (Ahmet Aydın)
264. Tecavüz
Alman turiste Karadeniz’de tecavüz etmişler. Turist karakola gitmiş tecavüzcünün eşkalini tarif etmiş. Bunun üzerine polisler eşkale uyanları birer ikişer toplamaya başlamışlar. Polis tarafından götürülen Lazlar ise sormuşlar: “Bizi niye götürüyorsunuz?” Polisler “Tecavüz olmuş, yüzleştirme yapacağız.” Toplananları bir odaya, duvarın dibine oturtturmuş polis. Bir süre sonra yanında polislerle Alman turist girmiş içeri ve Lazlar’a bakmaya başlamış. Tam bu esnada oturan Lazlar’dan biri ayağa fırlayarak kadını işaret etmiş ve bağırmış: “Komiserim! İşte bu kadındı!..”
265. Nişancılık
Nişancılık iddiasına giren adamlardan biri 10 metreden 1 elma vurur. Çevrenin tezahüratı karşısında; ”I’m Joe!..” der. Diğeri 20 metreden bir eriği vurur; “I’m Harry!..” der. Temel 50 metreden ağzında sigarası olan arama ateş eder ve adamı vurur; “I’m sorry!..” der.
266. Yeni
Bir Alman, Bir ingiliz, Bir Fransız, Temel ve bir Malezyalı uçağa biniyorlar. Temel Malezyalı’ya bakıyor; “Sen yenisun galiba!..”
267. Toparlan
Temel heyecanla eve gelir ve Fadime’ye seslenir;
– Sayısal Loto’da yüz milyar kazandım, eşyaları topla!..
– Sıcağa göre mi, soğuğa göre mi giyineyim?
– Öğlene kadar gitmen şartıyla benim için fark etmez.
268. Sinyal
Temel’e:
– Bak bakalım arabanın sinyalleri çalışıyor mu?
– Çalışayi, çalışmayı, çalışayi, çalışmayi… (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
269. Paranoya
Temel ailesi yürüyerek bir yere giderken Temel yerde muz kabuğu görmüş, “Tikkat edin uşaklar, pirazdan düşeceğuz!..” demiş. (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
270. İddia
Temel ile Cemal tuttukları balığın dişi mi erkek mi olduğu konusunda iddialaşmış. Temel;
– Yüzbaşıya soralım.
– O ne pilir ki?
– Ama dediğu dediktur. (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
271. Tur
Temel evinin bulunduğu bloğun etrafında arabasıyla 289’uncu turunu atmaktaymış. Cemal sormuş,
– N’oldi?
– Sinyalim takıldu!.. (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
272. Paraşüt – 1
Temel rüyasında annesinin paraşütünün açılmayacağını söylediği için uçaktan atlamayı reddetmiş. Komutan kendi paraşütünü vermiş ve atlamasını sağlamış. Temel atlamış. Yavaş yavaş yere inerken yanından hızla geçen komutanın sesi duyumuş, “Ananuuuuuu!..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
273. Paraşüt – 2
Temel ile Cemal savaşta paraşüt bölüğünde görevli, belli bölgeye inecekler ve buradan jeepler alıp şehre götürecekler. Uçaktan atlamışlar, paraşütleri açılmamış. Yedek paraşütleri denemişler, onlar da açılmamış. Temel Cemal’e, “Aksilik pu ya, ister misun cipler de celmesun!..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
274. Paraşüt – 3
Temel ve Cemal paraşütle atlıyorlar. Sonuna doğru paraşütleri açmaya karar veriyorlar. Altimetrede ibreye bakıyor Temel, “Beşyuz metre, dörtyuz metre, uçyuz metre, içiyuz metre, yuzmetre, toksan, seksen, yetmiş, atmış… Uyy açmayalum, celdik daa!..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
275. Paraşüt -4
Temel Amerikalı hocadan paraşütle atlama dersi almış. Önce birinci düğme, sonra ikinci düğme, sonra üçünçüsüne, onda da açılmızsa Meryem Ana’ya dua et. Temel atlamış, üç düğmeye de basmış, paraşüt açılmamış. Önceden atlayan Amerikalılar’ın yanından geçerken: “O karinin adı neydu?..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
276. İlk yardım
Motosikletli turist yolda üşümüş ceketini ters giymiş. Yolda Temel’in arabasıyla çarpışmış ve yere yuvarlanmış. Önemli bir şeyi yokmuş. Temel hemen yardımına koşmuş, ama adam birden ölmüş. Temel; “Kafası geri dönmüştü, düzelttim… Öldi!..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
277. Ehliyet
Trafik polisi kırmızıda geçtiği için yakalayıp ehliyetini isteyince Temel, “Verdinuz mu de isteyisunuz daa?..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
278. İletişim
Aritmetik öğretmeni Temel öğrencilerinden şikayet ediyormuş, “Derste ‘peş kere peş kaç ediy?’ diye sorayrum, ‘kırk’ diyiler. Halbuki beş kere beş yirmibeş, pilemedun otuz!..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
279. İngilizce
Temel İngiltere’ye gidecekmiş. Lisan öğrenmesi gerek. Dershaneye yazılmış. İlk derste ‘come’ demeyi öğretiyorlarmış. Temel bu işe akıl erdirememiş. Öğretmene demiş ki, “Bu nasıl iştur, ‘come’ yazaysun, ‘kam’ okuysun, peçi, ‘cel’ olduğunu nereden anlaysun?..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
280. Kola
Kolacılar Karadeniz’de kola satışlarını artırmak için müthiş bir formül bulmuşlar. Satışlar acayip artmış. Şişelerin dibine “Karşı taraftan açılır!” yazmışlar. (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
281. İş
Temel gazetede dördüz çocuğu olan bir çifte dair bir haber okumuş. Gazete bunun atmış binde bir olduğunu yazıyormuş. Temel, “Ev işlerinden nasıl vakit puluylar çi acaba?..” demiş. (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
282. Örnek
Temel’e kadınları sormuşlar. “Tenuz cibidur, 16-20 arası tenizin ilkbaharda olduğu cibi serindur. 20-45 arası sıcaktır. 45-55 arası ılıktur. 55’ten sonra kış tenuzuna penzer cirilmez!..” (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
283. Kolaylık
“Kadınları anlamak zor!” demiş Cemal. Temel:
– Hiç de değil, tanımak lazım.
– Ne konuda konuşacaksın?
– Tabii çi cüzelliklerinden pahsedeceysun.
– Ya cüzel deyilseler?
– Kolay o zaman paşka karıların çirkinliklerinden pahsedeceysun. (801 Temel Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)
284. Parmak
Fabrikada bir iş kazası olmuş ve lazın birinin parmağı kopmuş. Lazlar hemen ilkyardım yaparak kopan parmağı bir buz torbası içinde hastaneye yetistirmişler. Koşarak cerraha parmağı vermişler. Parmağı alan cerrah: “Güzel, parmağa bir şey olmamış. Yaralı nerede?” Lazlar “Ne yaralısı? Onu da mi getirmemuz gerekiyordu?..” (Şeyda Günaydın)
285. Maymun
NASA uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel 3 aylık bir eğitim ile astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel’e sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak ilk işi olmuş. Maymunun görevleri: “Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak. Her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak. Füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek. Yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek…” diye devam ederken okumaktan sıkılan Temel kendi görev kartını açmış: “Maymunu iyi besle!..”
286. Beyin ameliyatı
Nefis aryalar söyleyen bir gondolcuya beyin ameliyatı yapılır. Beynin yarısı alındığında aryalar yerine popüler İtalyan şarkılarını söylemeye başlar gondolcu. Beynin yarısı daha alındığında artık şarkı söyleyememektedir. Kalan parça da alındığında gondolcu şakımaya başlar; “Çayeli’nden öteye… Giderim yali yali!..”
287. Beyin pazarı
Organ bankasında çeşitli fiyatlarda beyinler bulunmaktadır. En pahalısı ise laz beynidir. Yetkililere bunun nedeni sorulduğunda; “1000 tanesini açıyoruz, bir tanesinden çıkıyor!..”
288. İddia
Kahvede oturan laz, kafasıyla duvara çivi çakabileceğini iddia eder. Kahvedekiler inanmaz. Laz 2’lik çiviyi tutar, kafayı çakar ve çivi duvara geçer. İddiayı büyütürler. Bu kez 4’lük çivi duvara gömülür. En sonunda temel çivisine kadar getirirler iddiayı. Laz kafayı vurur, çivi yarıya kadar girer. Bir kez daha vurur, çivi aynen duruyordur. Duruma inanamayan laz yan dükkana geçer ve bakar. Çivi çakılan yerin tam karşısında kafayı duvara dayamış durumda uyuklayan bir başka laz vardır.
289. Çatı
Temel yemek odasının üzerindeki çatının aktığını fark edince hemen bir çatı ustası çağırmış. Usta gelip şöyle bir bakmış, “Çatınızın aktığını ne zaman fark ettiniz?” diye sormuş. “Dün gece…” demiş Temel, “… çorbamı içmem iki saat sürünce şüphelendim!” (Halil R. Güven)
290. Ense
Adamın biri sinemaya gider. Tam film başlarken önüne saçını kazıtmış biri oturur ve projektörün ışığı parlayan kafadan yansır. Arkasındaki adam bir türlü filmi izleyemez; içinden “Şunun ensesine bi tane yapıştırayım…” der. Sonra “Oğlum adam iri yarı. Ellese bile beni parçalar!” deyip vazgeçerken yanına Temel oturur. Adam Temel’e dönüp “Şu kafasını kazıtmış adamın ensesine bi tane vur, sana 5 milyon vereceğim!” der. Temel adamın ensesine bi tane yapıştırır ve devam eder “Ulan Hasan sen burada mıydın?” Adam dönüp “Ne Hasanı kardeşim?” der. Temel “Pardon, karıştırdım.” der ve adam önüne dönünce 5 milyonunu alır. Adam Temel’e “Kardeş bi tane daha yapıştır, sana 10 milyon vereceğim…” der. Temel adamın ensesine bi tane daha vurur ve “Hasan sensin be, yeme beni!..” Adam dönüp “Hasan değilim kardeşim be!“ deyip ön koltuklardan birine oturur. Temel’in yanındaki adam artık filmi bırakıp kafasını kazıtan adamı aramaya başlar. Bulur bulmaz hemen Temel’e dönüp “Bak kardeşim, işte oraya oturmuş. Git ensesine bi tane daha vur, sana cebimdeki tüm parayı vereceğim…” der. Temel hemen kafasını kazıtmış adamın arkasına geçip ensesine bi tane yapıştırır “Ulan Hasan burda mıydın? Ben de yarım saattir arkada bir adamı sen sanıp ensesine vuruyorum!..” (İnanç Civelekoğlu)
291. Göle yoğurt çalmak
Nasrettin Hoca göle maya çalarken o sırada ordan geçmekte olan Temel hocayı görmüş;
– Hocam napayisun?
– Göle maya çalıyorum!..
– İyi de hoca, o kadar yoğurdu n’apacan daa?
292. Goril
Amerikalı bilim adamları yıllar süren uğraşlar sonucu bir gorile konuşmasını öğretirler… Çeşitli cisimleri tanıyıp isimlerini söyleyebilecek duruma getirdikleri gorilin ameliyat aracılığıyla beynini aldıktan sonra cisimlere vereceği tepkiyi tespit etmek için ameliyat etmek isterler… Gorili ameliyat masasına yatırmadan son kez konuşturmak için önüne bir muz koyarlar… Goril muzu görünce heyecanlanarak “banana… banana…” diye sevinç çığlıkları atar… Bilim adamları, gorili alkışlayarak muzu gorile verirler ödül olarak… Bir gün sonra ameliyat masasına yatırılan gorilin beyninin yarısını aldıktan sonra gorilin önüne tekrar bir muz koyarlar… Goril biraz afallamış bir şekilde muza bakarak “banaaaa–naa banaaaa–naa…” diye mırıldar… Beyninin yarısı alınmış olmasına rağmen goril muza tepki verebildiği için daha çok sevinen bilimadamları ödül olarak tekrar muzu gorile verirler… Diğer gün son bir ameliyatla gorilin tüm beynini alırlar ve yine önüne bir muz koyarlar… Goril iyice afallamış, muza uzuncana boş boş baktıktan sonra ancak “baaa… baaaaa…” diyebilmiştir… Hiç beyni olmamasına rağmen cisime tepki verdiği için bilim adamları iyice sevinçten coşarlar ve ödül olarak gorilin önüne yine bir tane muz koymuşlar… Ancak goril bu sefer sinirlenerek avazı çıktığı kadar “baaaaaaa!! baaaaa!!” diye bağırmıştır… Telaşa kapılan bilim adamları hemen 1 düzine muz bulup gorilin önüne koyunca goril avazı çıktığı kadar bağırır: “Baaaaaaaa hamsii cetiruunnn!.. Baaaaaa hamsii cetirunnn!..” (“ranian”/Ek$iSözlük)
293. Su
Temel 70 yaşına gelmiş. Fadime’yle akşam evde otururken içi gıcıklanmış. Fadime’ye seslenmiş; “Fadime suyu koy… Olmazsa çay yaparız!..” (“ranian”/Ek$iSözlük)
294. Pozisyon
Temel doktora gitmiş. Doktor arkadaşı ya, buna şaka yapacak güya… “Temel…” demiş, “… oğlum sen hamilesin.” Temel yaygarayı basmış “Fadime yaktın beni. Kaç defa dedim sana, sevişirken üste çıkma diye!..” (“o da olur”/Ek$iSözlük)
295. Coca-Cola
Temel Coca-Cola’ya dava açar. Konuyla ilgili açıklama yapan davacının avukatı İdris Karadeniz, “Müvekkilim marketten aldığı 2 lt’lik kampanyalı Coca-Cola ürününün kapağını açtığında hediye çıkmadığını ve ‘Tekrar deneyiniz’ yazısını görmüş. Bunun üzerine kapağı kapatıp tekrar açmış ancak yine aynı şey. Bunun üzerine tam 4246 defa deneme yapmasına rağmen hediye çıkmamıştır. Coca-Cola şirketinin tüketiciyi dolandırdığını düşünen müvekkilim şirkete dava açmaya karar vermiştir. Biz de bugün gelerek dava dilekçemizi adliyeye teslim ettik. 10 bin YTL maddi tazminat talep etmekteyiz…” dedi.
Davadan haberdar olan Coca-Cola yönetimi adına açıklama yapan bir şirket yetkilisi, olayın çok komik olduğunu ve artık Karadeniz bölgesine gönderilen ürünlerin kapağına “Başka şişede inşallah!” yazmayı düşündüklerini söyledi. (“gxl”/Ek$iSözlük)
296. Piyango
Temel’e piyangodan araba çıkmış. Ama arabanın rengi beyazmış. Temel “Kırmızı isterim!” diye tutturmuş. Maalesef ki kırmızı rengi yokmuş arabanın. Temel çok sinirlenmiş ve, “Verin piyango bileti paramı geri!..” demiş. (“abani”/Ek$iSözlük)
297. Kuş
Temel İdris’e “Kuşa bak, ölmüş.” İdris kafayı kaldırır, güneşi eliyle engelleyerek gökyüzünü tarar ve “Hani?.. Cöremiyrum…” (“chete”/Ek$iSözlük)
298. Titanik
Amerika’da zencinin biri pasaportunu kaybetmis, aksilik ya, o gün de Türkiye’ye uçacak.. Kara kara düşünürken yolda bir pasaport bulmasın mı!.. Hemen almış yerden, bir bakmış ki Leonardo di Caprio’nun pasaportu… “Ne olursa olsun” demiş ve şansını denemeye karar vermiş. Çıkarmış Leonardo’nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını yapıştırmış. Uçmus Türkiye’ye… Atatürk Hava Limanı’nda görevli pasaport memuru Temel’in karşısına gelmiş. Temel almış pasaportu, adamın ismine bakmış: “Leonardo di Caprio…” Fotoğrafa bakmış, bir zenci, adama bakmış aynı zenci… Bir süre baktıktan sonra öbür masaya seslenmiş, “Ula Cemal, bu Titanik batmış mıydı, yanmış mıydı?..” (“luna”/Ek$iSözlük)
299. Hediye
Karadenizliler, bir konferans düzenlerler. Bu konferansa konuşmacı olarak ünlü bir Amerikali bilim adamı da davet edilir. Amerikalı konuk, bir hafta erken gelir, hem tatil yapar, hem de Türkleri yakından tanıma fırsatı bulur. Karadenizliler ile Amerikalı bilim adamı hemen her konuda anlaşırlar, uyum içinde konferans biter. Ayrılık günü gelir, Karadenizliler’i alır bir düşünce; “Biz bu değerli bilim adamına ne alalım?” Aralarında toplanırlar. Başkan konunun önemini vurgulamak için der ki: “Biz bu Türk dostu, değerli bilim adamına nasıl bir hediye alalım ki bizi unutmasın? Hem kullanışlı bir şey olsun, hem her eline aldığında bizi hatırlasın?” Salonda kısa bir sessizlik olur, arka sıralardan Temel elini kaldırır: “Sünnet ettirelim!..” (“deepblue”/Ek$iSözlük)
300. Otoyol
Temel otoyolda araba sürerken bir yandan da radyo dinlemektedir… Çalan şarkı bir anda kesilir ve bir anons duyulur: “Otoyolda ilerleyen sürücülerin dikkatine! Bir araç ters yönde seyretmektedir… Dikkatli olunuz!..” Temel: “Hangi bir araç?.. Hepsi ters yönden geliyur!..” (“zem”/EkşiSözlük)
301. Mantık
Temel radyoda bir yarışmaya katılır ve kazanır. Kendisine bir kitap hediye edilir. Kitabın adı da “Düz Mantık” tır. Temel hediyeyi alırken sorar;
– Bu kitapta ne yazıyur?
– Okuyunca öğrenirsin…
– Ben onunla uğraşamam… Anlat pagayum sen bana.
– Peki… Bak şimdi; senin evinde akvaryum var mı mesela?
– Evet var…
– O zaman içinde su da vardır…
– Evet var…
– İçinde su varsa balık da vardır….
– Evet var…
– Balık varsa hayvanları seviyorsundur sen…
– Evet….
– Hayvanları seviyorsan, insanları da seversin her’alde?
– Evet…
– O zaman senin sevgilin de vardır?
– Evet var.
– Yaşlı görünüyorsun… O zaman sen evlisindir…
– Evet.
– Eee… Karın olduğuna göre de, homoseksüel değilsindir…
– Evet.
– Bak gördün mü?…
Temel çok etkilenir. Kitabı alır koltuğunun altına, eve doğru giderken Dursun’u görür…
Dursun sorar;
– Temel o ne?
– Duz mantik kitabu!
– Nasul bir şey bu? Anlat pagayum…
– Bak şimdi; sizin evde akvaryum var midur?
– Yook!
– O zaman sen ibnesun!.. (“yagaminet”/EkşiSözlük)
302. Oda servisi
Temel İngiltere’de lüks bir otele yerleşmiş… Oda servisini arayıp: “Tu ti tu tu tu…” demiş. Oteldekiler telaşa kapılmış. Bu mesajı çözmek için oraya buraya haber salmışlar. Sonunda konsolosluktan bir çevirmen bulmuşlar ve Temel’in ne dediği anlaşılmış: “2 çay, 222’ye!..” (“holy diver”/EkşiSözlük)
303. Doping
Temel atletizim yarışlarına katılmış. Gireceği 100 metre yarışından önce doping yapmış. Farkedilmesin diye sonuncu olmuş!.. (“sarcastic”/EkşiSözlük)
304. Ders
Temel idam edilmek üzere darağacına getirilir. Cellat sorar; “Son bir dileğin var mı?” Temel de cevap verir; “Var… Ha bu da baa bi’ ders olsun!..” (“motorbreath”/EkşiSözlük)
305. Temel farkı
Temel, mezun olduğu liseye beş yıl aradan sonra gitmiş. Spor salonunu gezerken duvarlarda eskiden oyuncusu olduğu basketbol takımının fotoğraflarını görmüş. Fotoğrafları dikkatle inceledikten sonra, “Tüh be… Yazuk olmuş…” demiş, “… Bütün maçlari ‘bir sayi’ farkla kaybetmişuz… Pak ha buraya: 96-97, 97-98, 98-99!..”
306. Lisan
Temel ve Dursun kahvenin onunde oturuyorlarmış. Bir turist gelmiş ve Temel’e İngilizce olarak yolu sormuş. Temel’de ses yok. Turist bu defa Almanca sormuş. Temel’de yine ses yok. Turist bu defa Fransızca konuşmuş. Yine ses yok. İspanyolca… Yine ses yok. Turist kızmış, çekip gitmiş. Bunun üzerine Dursun Temel’e, “Bir lisan öğrenmemizin zamanu geldi galiba…” demiş. Temel ise Dursun’a dönerek, “Boşver uşağum! Ne gerek var? Adam dünya kadar lisan biliyor ama, bir derdini anlatabildi mu?..”
307. Saat
Temel’in yıllardır kullandığı kol saati durmuş. Birkaç gün saatsiz idare eden Temel, sonunda dayanamamış ve saatin içini açmış. Saatin içinden ölü bir karınca çıkmış. Temel şöyle bir bakmış ve konuşmuş: ”Pen zaten tahmin etmuştum makinistin öldiğuni…”
308. Temel
Temel fotoğraf çektirmek istemiş. Ama vesikalık fotoğraflarda gerçek güzelliğinin fark edilmediğini bildiğinden, fotoğrafçıya gitmiş ve konuşmuş:
– Fotoğrafimu çekeceksun daa, yalnız vesikaluk olmayacak!
– Tabi efen’im, 24 çarpı 32’ye ne dersiniz peki?
– 768 derim de, punin konimuzla ne alakasi var midur?
309. Temel düşüyor
Pilot Temel telsize var gücüyle bağırıyordu: “Ula uşağum, sağ motor bozuldu. Düşeyrum… Düşeyrum… Meydey, düşeyrum. Kule düşeyrum.” Kule hemen cevapladı: “Mesaj anlaşıldı. Yerinizi bildirin… Yerinizi bildirin…” Temel gayet ciddi: ”Pilot kabini, öndeki sol koltuk… Pilot kabini, öndeki sol koltuk!..” (Bekir Çil)
310. Temel Bush’a kızarsa
Temel, Amerika’nın durduk yerde Irak’a saldırmasından rahatsız olmuştur. Bir yolunu bulup başkan Bush’a telefon eder: “Alooo! Ben, Temel olarak size savaş açayrum haberunuz olsun!” Bush, gülerek yanıtlar: “Hehehe…Kaç kişilik bir ordun var ki?” Temel düşünür: “ Hmmm… Kayınpirader İdrus, halaogli Tursun, kaavedeki arkadaşlar… 9 kişidur daa!” Bush içinden kıs kıs güler ve ciddi olmaya çalışarak: “Temel bey, sizin 9 kişilik ordunuza karşılık Amerikan ordusu tam 2 milyon askerden oluşmaktadır!” der. “Hmmm…” der Temel, “… sizu pir süre sonra arayacağum!” Aradan birkaç gün geçer ve Temel, Bush’u yeniden arar: “Başkan, savaş ilanumuz geçerlidur. Bir miktar ekipman hazirladuk size karşı!” Bush, ilgiyle sorar: “Neymiş bunlar?” Temel, “Haçan, bizim Tursun’un tiraktörü, benim çakaralmaz tüfek, bi’ de kavedeki arkadaşlardan birinin biçerdöveri…” Bush güler: “İyi ama benim tam 150 bin tankım, 30 bin uçağım ve 10 bin askeri gemim var! Haaa, ayrıca bu arada askerlerimizin sayısı da 3 milyon oldu!” Temel yeni gelişme karşısında biraz sıkılmıştır: “Tamam, bir müddet sonra sizu yeniden arayacağum!” Birkaç hafta sonra Temel, Bush’u yeniden arar: “Başkan, savaş ilanumuzu ceri alayrum!..” Bush merakla sorar: “Neden?” Temel, moralsiz biçimde yanıtlar: “Cenevre Anlaşmasi’nu incelemişizdur. 3 milyon savaş esirini barinduracak yerimiz yoktur!..”
311. Asker
Manevra varmış.Temel elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş: “Düşman önden gelirse ne yaparsın Temel?” Temel cevaplamış. “Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse?..” diye tekrar sormuş komutan. Temel bunları da cevaplamış. Komutan en sonunda: “Ya düşman tepeden gelirse?” deyince Temel dayanamamış ve: “Ha bu memleketin tek askeru ben miyum komitanum daa!..”
312. Cenaze
Lazın birinin kız kardeşi orospuluk yapıyormuş. Abisi de her seferinde ‘yapma’ diyormuş ama vazgeçirememiş. Derken kız ölmüş. Cenaze namazında imam sormuş; “Merhumeyi nasıl bilirsiniz?” Abisi hemen atlamış öne, çekmiş belinden silahı ve: “Var mu ulan iyi bilen?.. Çıksın ortaya!..”
313. Japon
Temel yanındakine sormuş; “Ula hemşerim sen Japon musun?” Adam; “Yok!” demiş. 5 dakika sonra gene sormuş; “Hemşerim sen Japon musun?” Adam gene “Yok kardeşim!.. Ne japonu?” demiş. Temel dayanamamış biraz sonra gene sormuş; “Hemşerim sen Japon musun?” Adam bu kez Temel’den kurtulmak için, “He lan!.. Japon’um… Ne olacak?” deyince Temel, “Vallahi hiç benzemeyisun…”
314. Okul
Temel ilkokula başlayacakmış, ancak okula gitmek istemiyormuş. Zorla göndermişler. İlk derste öğretmenleri; “Cennete gitmek isteyenler?” demiş. Herkes parmak kaldırmış, yalnızca Temel kaldırmamış. Öğretmen Temel’e sormuş; “Neden cennete gitmek istemiyorsun?” Temel; “Anam dedi ki, ‘okuldan sonra eve gel’!..”
315. Diyalog
Trende iki adam karşılıklı oturuyordu. Belli bir süre yol aldıktan sonra birisi çantasından bir kağıt çıkarıp şunları yazdı; “Ben sağırım… Benimle konuşmaya çalışmayın!” Notu karşısındaki adama uzattı. Notu okuyan adam altına bir şeyler yazıp kağıdı verdi… Kağıtta şunlar yazıyordu; “Pen seninle konuşmayrum, sakız çiğneyrum!..”
316. Açık çay
Temel kahvede işe başlar. 3 müşteri gelir; “Bize 3 çay, biri açık olsun…” Temel sorar: “Hangisi?..”
317. Su baskını
Temel’in oğlu küçük Temel, okula gittiğinde öğretmeni sorar: “Temel, baban nasıl? İyi mi?” Küçük Temel: “Öğretmenum, babam dün akşam banyo küvetine girdi, uyudi kaldi oriya…” Öğretmen şaşkın: “Uyudu mu? Desene sular evi bastı, ev mahvoldu…” Küçük Temel sakin: “Yooo öğretmenum… Öyle olmadi, çünki babam ağzı açuk uyur…”
318. Evli
Mahkemede hakim, Temel’e sormuş:
– Kiminle evlisin?
– Bizum kariylan!
Hakim sinirlenmiş:
– Eee, herhalde, sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
– Duydum tabi, nasil duymadum!..
– Kimmiş?
– Bizum kari.
319. Yılan
Yılan Temel, arkadaşı yılan Dursun’a sormuş:
– Haçan, biz zehirli yilan miyuk?
– Heee, n’oldu ki?
– Dilimi ısırdum da…
320. Yemek
Temel, Almanya’dan gelen arakadaşı Dursun’u lokantaya götürür. Garsona: “Baa bi’ kuru fasulye, pilav, üstüne de et!” der. Dursun: “Baa da aynısından… Ama üstüne etme!..”
321. Ölçüm
Bir asker herkesin boyunun ölçüsünü ölçmeden bilirmiş, hem de eksiksiz olarak. Bir gün komutana söylemişler. Komutan inanmamış ve askeri yanına çağırmış. “Boyum kaç?” diye sormuş. Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; “1,78!” Komutan şaşırmış; “Nasıl oldu da bilebildin?” demiş. Asker; “Sivilken keresteciluk yapayidum komutanum!” demiş.
322. Kola
Bir gün Temel ile Dursun kahveye giderler. Temel; “Siyah kola mı içelim, sarı kola mı içelim?” diye sorar. Dursun; “Haçan sokaktan en önce bir erkek geçerse siyah kola içelum. Eğer kadın geçerse sarı kola içelum.” Temel kabul eder. İki kafadar bekleşirken, sokaktan Bülent Ersoy geçer. Temel’le Dursun siyah ve sarı kolayı karıştırıp içerler.
323. Nasıl
Temel Dursun’a; “Ula Tursun, İstanbul’da çok güzel karular varmuş… Biz de gidelim mi bi’ İstanbul’a?” diye sormuş. Dursun; “Ula Temel, gitmesine gidelum da, neyle gidelum ki akşama geri gelelum? Yoksa bizim karular tuyarsa kötü olur!” demiş. Temel; “En hizlu giden uçak var ama bugün Tirabzon’dan uçak yok!” Dursun; “Ula Temel, gidelum postaneden hızlı göndersin postacı bizu…” demiş. Beraber postaneye gitmişler. Postacıya; “Ula usağum, bizi İstanbul’a hızlı gönderir misun?” demişler. Postacı bakmış ki bunlar saf, bir oyun oynamaya karar vermiş. “Gönderirim ama…” demiş, “… biraz rahatsız olabilirsiniz giderken. Hiç gözünüzü açmayacaksınız! Açarsanız, yoldan geri donersiniz!” Bunlar da “Tamam” demişler. Postacı bunları kabloyla düşük bir cereyana bağlamış ve yavaş yavaş voltajı artırmış. Dursun; “Ula Temel, bana bir şeyler oluyor! İçim karıncalanıyor!” demiş. Temel; “Ula benim de öyle oluyor” deyince, dayanamamışlar, gözlerini açmışlar. Bakmışlar ki hala postanedeler… Postacı; “Bak gözünüzü açtınız, yarı yoldan geri döndünüz!” diye kızmış. İki kafadar parayı verip çıkmıslar. Yolda Dursun Temel’e, “Ula Temel… Benim kafam almayi… Bu tellerle gitmesune gittuk de ya bu fincanlardan nasul geçtuk?..”
324. Mahkum
Başkan Temel, bir hapishaneyi ziyaret etmis. Bir tanesi dışında tüm mahkumlar suçsuz olduklarını, haksızlığa uğrayıp hapse düştüklerini anlatıyorlarmış. O tek mahkum şeytana uyup bir suç islediğini, cezasını hak ettiğini söyleyince Temel hapishane yöneticilerine dönerek; “Ha pu atamu serbest birakun, öteçi masum insanlarin ahlakini bozmasun!..
325. Karne
Temel bir gün okula gitmiş, çocuğu hakkında konuşacakmış. Öğretmene sormuş:
– Öğretmen hanım, çocuğum derslerdaki durumu nasildur?.. Bir sorun var midur?
– Tek sorun var… O da çocuğunuz karnesinin Japonca yazılmasını ister!.. (Ebru Vatan)
326. Titiz
Sağa, sola durmadan püfleyerek dolaşan Temel, soranlara şöyle cevap veriyormuş; “Ben titiz bir uşağım, kendime toz kondurmayrum daa!..”
327. Temel bir gün doktora gitmiş. Doktor; “Bir hafta kapıdan dışarı çıkma!..” demiş. Temel eve gelmiş ve pencereye sıkışmış. Ordan geçen komşusu; “N’apıyorsun orada daa?..” diye sormuş. Temel; “Doktor kapıdan dışarı çıkma dedi daa… Ben de camdan çıkmaya çalişayrum!..” (Eray Özkara)
328. Reçete
Lazın biri eczanede çalışmaya başlamış. Ertesi gün iki hırsız gelmiş ve “kasadaki her şeyi ver” demiş. Laz “Üzgünüm… Reçetesiz hiçbir şey veremiyoruz!..” demiş.
329. Konvoy
Temel İstanbul’a gittiğinde yüzlerce otomobillik bir konvoyun kendisini karşıladığını söylemiş. Arkadaşları “Hadi canım, sen de!” demişler. Temel: “İsterseniz, cumhurbaşkanı ve başbakana da sorabilirsinuz. Onlar da aynı uçaktaydu!..” demiş. (Nurhan Korkmaz)
330. Mesai
Temel’e sormuşlar:
– Kaç yıllık memursun?
– 50…
– 45
– Nasıl oluyor?
– Fazla mesai!.. (Nurhan Korkmaz)
331. Zeka
Bir gün küçük Temel ve arkadaşları kimin zeki olup olmadığı hakkında sınıfta aralarında konuşuyorlarmış. Temel söze girmiş; “Ben çok zekiyumdur, taaaa 3 aylıkken yürümeye başlamişum…” Dursun hemen ordan söze girmiş; “Sen ha puna zeka mı diyisun da? Ben 3 yaşına kadar kendimi kucakta taşitmuşum!..” (Yeşim Dursun)
332. Müslüman
Erzurum’da Ermeniler’in olduğu dönemde, kurban bayramı. Erzurumlular kurban kesiyorlar, bunu gören Ermeninin biri arkadaşına; “Ben de kurban kesmek istiyorum” der. “Olur mu, saçmalama!.. Sen müslüman değilsin, kurbanı niye keseceksin ki?” diye karşı çıkar arkadaşı. Tabii Ermeni kararlı, gidip bir inek satın alır ve eline bıçağı alıp ineğin başına gelir. Elindeki bıçakla ineği ve kendini kan revan içinde bırakır ama bir türlü ineğin canı çıkmaz. Bunun üzerine Ermeni’nin arkadaşı yanına gelip; “Ya bu kadar işkence çekeceğine git şu karşıdaki müslüman kahvesine, bir tanesinden rica et gelip kessin” der. Ermeni elinde bıçak üstü başı kan içinde kahveye girer. “Bir müslüman arıyorum” der. Kahve halkından biri korkudan “Ca.. ca.. camiye gittiler, burada müslüman yok” der. Adam camiye gelir ve içeri girip “Müslümanlar buradaymış, öyle mi?” der. Cemaatte çıt yok. Sonunda dayanamayıp arkası dönük olan hocayı gösterirler. Ermeni hocanın karşısına dikilir; “Burada tek müslüman sensin heralde” Hoca kanlı bıçağa bakar ve “Çim? Ben?… Bene müslüman diyenin celmişini ceşmişini…” (Figen …)
333. Sayı
İdris, Nuh diyor peygamber demiyordu: “Okuyup da ne olacak penum oğlan? Ha bu dükkanda duracağına göre, okuma yazmanın heç cerekliluğu yoktir. Bir, içi, uç diye saysa yeter.” Komşuları ısrar edip duruyorlardı: “Olur mu canum, diyelim ki onu dükkanda bırakup kahveye cittun. Dükkana da dört adam celdu. Uçten fazla sayamazsa celup sana ne diyecek?” İdris; “Uyy, bu da mesele mi yani. Celur, ‘Baba, uç kişi celdu, yanlarında bir herif daha var’ der.” (Figen …)
334. Okul
Temel akşam evde oğluna sorar:
– Bugün okulda ne yaptınız?
– Dinamit yaptık.
– Yarın ne yapacaksınız?
– Okulu yeniden yapacağız. (Figen …)
335. Robot
Bir gün Temel’in babası eve bir robot getirmiş… Robotun özelliği, bir yalan söylendiği zaman hemen fark etmesi ve söyleyenin suratına anında bir tokat yapıştırması… O gün Temel okuldan evine geç dönmüş, “Nerede kaldın oğlum?…” diye merakla sormuş babası… “Bugün öğretmen 2 saat fazla ders yaptı baba…” demiş Temel ve robot anında fırlayıp Temel’in suratına patlatmış bir tokat…
– Bana bak… Bu robot yalan söyleyeni anında tokatlar… Bana hemen doğruyu söyle bakayım!
– Baba, arkadaşlarla sinemaya gittik!
– Hangisine?…
– İkinci Dünya Savaşı ile ilgili…
Bir tokat daha inmiş Temel’in yüzüne robottan…
– Pardon baba… Pardon… “Seks Meleği” adlı filme gittik!
– Utanmalısın oğlum…” Ben senin yaşındayken böyle filmlere asla gitmezdim…!
Bir tokat da babaya inmiş. Adam halının üzerinde sırtüstü yatarken sesleri duyan anne koşmuş içeri… “Hemen bu robotu aldığın yere götürüyorsun!” demiş kocasına, “Oğluna ne kadar kötü örnek olduğunu görmüyor musun?…” Anında “Şrraakkk” diye bir Osmanlı tokadı da kadının suratında patlamış!. (Figen ….)
336. İlk gece
Temel, karısının cenazesinde ağlıyor, kendini yerlere atıyor ve “Ne yapacağım?. Ne yapacağım” diye saçlarını yoluyormuş… İmam efendi Temel’in yanına “Zavallı…” diyerek ve acıyarak yaklaşmış, “Oğlum…” demiş, “Senin için zor olduğunu biliyorum… Ama Tanrı ıstıraplarımıza dayanma gücü verir… Mutlaka iyi ve güzel bir eş bulacaksın, onunla evlenecek ve bu günleri unutacaksın…” Temel, “Evet, evet efendim tüm bunları ben de biliyorum…” demiş, “Biliyorum da, çok hazırlıksız yakalandım… Sadece bu gece kim yemek pişirecek?.. Kiminle yatacağım?.. Onu çözeyim rahatlarım!..” (Figen ….)
337. Aşk
Temel’e sormuşlar;
– Aşkı neye benzetirsin?
– Mektuba…
– Mektup mu? Niye?..
– Niye olacak?… Önce yazarsın, sonra yalarsın, işi bitince de postalarsın!.. (Figen ….)
338. Kulaksız bebek
Küçük Temel’in komşularının bir bebeği dünyaya gelmiş… Ama ne talihsizlik ki minik bebeğin kulakları yokmuş… Bebeği ailece ziyarete giderlerken bu üzücü durumu patavatsız oğlu küçük Temel’e anlatan babası “Sakın ama sakın bebeğin bu kusurundan bahsetmeyeceksin!..” diye tembih etmiş, “Bırak bahsetmeyi, ağzından ‘Kulak’ kelimesi çıkarsa seni mahvederim!..” Bebeğin yanına çıkmışlar, Temel bebeğe yaklaşmış, “Ne güzel bir bebek…” demiş. “Ciddi misin?..” demiş bebeğin annesi, “Teşekkür ederim.” Temel, “Minik ayakları, minicik elleri, ne de güzel gözleri var… Görebiliyorlar mı bari?..” Bebeğin annesi, “Evet…” demiş, “Doktor gözlerinin sağlam olduğunu söyledi…” Temel, “Bu harika…!” demiş, “Eğer gözlük takmak zorunda olsaydı ayvayı yemişti!..” (Figen ….)
339. Şanssız Dursun
-Yahu şu Dursun ne kadar şanssız bir adam!
-Neden?…
-Adam 8’inci kere kısırlaşma ameliyatı olup tüplerini bağlattı, karısı hâlâ hamile kalmaya devam ediyor!.. (Figen ….)
340. Ördek
Temel, dere kenarında otururken tam yanına jeep’iyle bir adam gelip “Kardeşim…” diye sormuş, “Dere derin midir? Jeep’imle karşıya geçebilirmiyim?…” Temel, “Derin değildir…” diye cevap vermiş, “Geçebilirsin…” Adam, Temel’e güvenip dereye arabasıyla girince bir anda suların icerisinde kaybolmuş. Kan, ter içinde debelenerek sudan çıkıp Temel’in yakasına yapışmış, “Hani derin değildi ulan?..” diye tartaklamaya başlayınca “Abi benim gerçekten suçum yok!..” demiş Temel, “Demin bir ördek geçti, vallahi su hayvanın beline geliyordu!..” (Figen ….)
341. Çatı
Temel yemek odasının üzerindeki çatının aktığını fark edince hemen bir çatı ustası çağırmış… Usta gelip şöyle bir bakmış, “Çatınızın aktığını ne zaman fark ettiniz?..” diye sormuş… “Dün gece…” demiş Temel, “Çorbamı içmem iki saat sürünce şüphelendim!..” (Figen ….)
342. Türk’ün neyi meşhur?
Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İranlı, Hollandalı, bir de bizim Temel barda sohbet ederlerken sıra gelmiş memleketlerini övmeye… İngiliz, “Arkadaşlar…” demiş “Bizim biramız çok meşhurdur… Harika biralar üretiriz içmeğe doyamazsınız…” Fransız hemen girmiş konuya “Bizim kızlarımız meşhurdur…” demiş, “Öpmeye kıyamazsınız…” Alman içini çekip “Hey gidi memleketim…” demiş, “Biz öyle arabalar üretiriz ki binmeye doyamazsınız…” Hollandalı hemen atılmış, “Evlerimiz…” demiş, “Bizim dünya şirini evlerimiz meşhurdur…” Bizim en meşhur şeyimiz KGB’dir…” demiş Rus, “Dünyanın bir ucunda sinek havalansa haberdardır!…” Söz ona gelince İranlı “Halılarımız…” demiş, “Yumuşacıktır ve çok meşhurdur…” Sonra hepsi birden suskun oturan Temel’e dönmüşler… Temel sakin sakin bakmış onlara ve gülerek başlamış söze… “Arkadaşlar bizim delikanlılarımız meşhurdur!…” demiş… “Öyle ki, alır Fransız’ın kızını, içer İngiliz’in birasını, atar Alman’ın arabasına, götürür Hollandalı’nın evine, yatırır İran halısının üzerine, çatır çatır becerir, değil kocasının, KGB’nin bile ruhu duymaz!..” (Figen ….)
343. Centilmen
Temel dolmuşa binmiş. Dolmuşta 3 erkek bir de hamile bayan varmış. Dolmuş yoluna devam ederken hamile bayandan “tırrrrt” die bi ses gelmiş. Bayanın bozulmasını istemeyen adamlardan birisi “Afedersiniz çok yemişim, mazur görün…” diyerek centilmenlik yapmış. Temel olayı görmüş ve centilmenlik fikrini tutmuş. Bir süre sonra bir tırrrrt sesi daha gelmiş. Tam Temel daha evvel planladığı gibi centilmenlik yapmaya hazırlanırken, bu sefer diğer adam atlamış ve o da “Afedersiniz çok yemişim, mazur görün…” demiş. Temel centilmenlik sırasını kaptırınca bir hayli üzülmüş ve centilmenlik yapmak için kadının tırtlamasını beklemeye başlamış… derken br tırrrrt sesi daha gelmiş fakat Temel tam söyleyeceği sırada dolmuştaki 3. adam yapacağını yapmış ve “Kusura bakmayın… Çok yemişim, mazur görün…” diyerek Temel’in sırasını kapmış… Centilmenlik yapamayınca içinde kalan Temel durağı geldiği için dolmuştan indiğinde mutlaka centilmenlik yapmalıyım diye düşünmüş ve dolmuşun kapısından içeri dönüp “Ha pu kadun pi taha yellenursa pilun ki pen yaptum…” demiş. (Figen ….)
344. Uyku
Temel uyuyormuş. Birden yataktan düşmüş, kalkmış yeniden yatmış. Biraz sonra bir daha düşünce mırıldanmış: “İyi ki kalkmışım, yoksa üstüme düşecektim!..” (Figen ….)
345. Aslan
Temel bir gün ava gitmeye karar vermis, sihirli kemanını, tüfeği almış ve ava gitmiş. Av esnasında bir aslanla göz göze gelmişler. Temel tetiğe basmış, tüfek patlamamış. Temel kemanı çalmış ve aslani uyutmuş. Eve gelmiş ve tekrar ava gitmiş. Aslanla yine göz göze gelmiş. Tetiğe basmış, tüfek yine patlamamış. Hemen kemanı çıkarmış, çalmış, ama aslan onu parçalayıp yemiş. Ağaçta iki maymun konusuyormuş, biri demiş: “Ben sana demedim mi, bu bizim sağır aslana denk gelirse işi biter diye…” (Figen ….)
346. Aynı yerde
Temel uzun zamandır görmediği arkadaşı Cemal’le İstanbul’da karşılaşınca:
– Usak nasilsun pakayum?
– İyiyum…
– Çocuklarin nasildur?
– Onlar da iyidur.
– Peki karin nasildur?
Temel böyle sorunca Cemal’in birden yüzü değişir…Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp hemen şöyle der:
– Yani hala ayni mezarda mi yatiyii? (Cansu …)
347. Bulaşıkçı
Temel bir lokantanın önünden geçerken “Bulaşıkçı aranıyor” ilanını görmüş. Hemen içeri girip patrona: “Pen ha purada pulasikçiluk yapapilirum.” demiş. Patron sormuş: “Kaç dil biliyorsun?” Temel hiç duraksamadan cevap vermiş: “On tört!..” Önce biraz şaşıran patron sonra sinirlenmiş ve: “Sen benimle alay mı ediyorsun?” Temel: “Valla önce sen paşlattun…” (Cansu …)
348. Silah
Cemal silahçı dükkanına girer, “Ha pi tapanca almak isteyrum.” Satıcı sorar: “Nasıl bir tabanca?” Cemal: “Peş kişiluk!..” (Cansu …)
349. Motor
Temel reis, İdris reisle birlikte uçakla İstanbul’a gidiyormuş. Bir sarsıntı olmuş. Herkeste bir telaş… Pilot konuşmuş: “Bir motorda arıza var. Ama meraklanmayın, üç motorla da gidebiliriz…” 15 dakika sonra bir anons daha: “Bir motor daha durdu, ama telaşlanmayın, iki motorla gideriz…” 10 dakika sonra pilot üçüncü motorun da bozulduğunu ama tek motorla da gidebileceklerini söylemiş. Temel reis dayanamayıp: “Ula İdrus reis, ister misun simti törtünçü motor da pozulsun da, hepten havata kalalum!..” (Cansu …)
350. Çaresizlik
Hakim Temel’e sorar: “Niye adamın başına sandalyeyle vurdun?” Boynu bükük Temel: “Ne yapayum, çaresizluk efendum. Masayi kaltiramatum ki!..” (Cansu …)
351. Merak
Çok kalabalık bir belediye otobüsünde yolculuk eden Temel’in ayağına iri yarı bir adam basar… Nasırı acıyan Temel, adama sorar: “Ula uşak, sen nerelisun?” Adam, Temel’e bakar, nereli olduğunu söyler ve sonra da sorar: “Niye sordun?” Temel, “Hiç…” der, “Bu cins ayular hangi memlekette yetişur diye merak ettum da!..” (Cansu …)
352. Devekuşu
Temel Avustralya’ya devekuşu avlamaya gidiyor. Orada malzemelerini hazırlayıp maceraya atılıyor. Bir virajı dönünce bakıyor 10-15 tane devekuşu. Hemen arabayı durduruyor, silahını doğrultuyor. Devekuşları silahı görünce ürkerek kafalarını kuma gömüp akıllarınca saklanıyorlar. Temel etrafa bakıyor ve kendi kendine sinirli sinirli soruyor: “Ulan nereye gitti bu hayvanlar?..” (Cansu …)
353. Temel.net
Temel iş için başvurmuş. “Önce bilgi testinden geçmen gerek.” demişler ve sormuşlar:
– Internet ne demektir?
– Işe ciremedum temektur. (Cansu …)
354. Tıp
Temel oğlundan gururla söz ediyordu:
– Uşağım hala tıp fakültesinde!..
– Sahi mi? Hangi alanda uzmanlık yapıyor?
– Oğlum değil… Doktorlar oğlumun üzerinde uzmanlaşmaya çalışıyorlar. (Cansu …